26 Kasım 2014 Çarşamba

Bilmiyorum işte karışık.

bilmem. şu dünyaya niye geldim. evlerinizde telaşlı, aklınızda uyumsuz, memnuniyetsiz, yabaniyim. beni çanta olarak yanınızda taşımanız için aradığınız özelliklerin hiçbirine sahip değilim. düşünceleriniz doğru aslında fakat fazlasıyla eksik.. ne iyi bir akrabayım. ne de eli çenesinden düşmeyen, sürekli gülen ama gülerken gerçekten mutlu olduğundan emin olmayan, dünyanın etrafında döndüğünü düşünecek kadar korkak, cesareti sonbahar yaprağında gizli olan arkadaşınızım. beni aranıza almanızı, sizinle oyunlar oynamayı hiçbir zaman beklemedim. çünkü sizi tanımıyorum, tanıyamıyorum. üzülmeli miyim bilmiyorum. günlerim yitik ülkelerde hapis hayatı yaşıyor. ruhum karanlık bir ormanın kuytusundaki sessizlikte, kendini yırtarcasına inliyor. kendimi yarı yolda bırakıyorum. bunu, dehşet ve aşkla hissetmemdir, yapmamın nedeni. ben konuşana kadar; bu defa kasıtlı olarak susturuyorum sizleri, gidiyorum. arada bir dönüşlerim size olan özlemimden değil; kaygılardan ibaret dünyanızdaki serzenişleri alıp, acıkan karanlığımı beslemek içindir. sizi sevmiyorum, sevmem için bana bahşettiğiniz bir nedeniniz bile yok. size olan yakınlığım -tıpkı- bir ölüyü arada mezarı başında ziyaret etmenize benziyor. gözlerim kör. acımadan kor demirlerle deldiniz onları. sizi görmüyorum. yalnız, söylemek istediğim birşey var. donuk bakan gözlerimin yorgun damarlarındaki ferini de söküp almadınız, belki yapmalıydınız, en önemli kısmı atlamamalıydınız. beni öldürmeliydiniz. oysa, yaralayıp iyileşmem için bir kenara ittiniz. düşmelerim ardından kalkmalarım; yenilgilerim ardından kabul edişlerim; hemen sonra başkaldırışlarım, kanadım yokken kanat takmalarım; sonrasında kendi kanadımı haykırarak binbir yakarışla kırmalarım.. en sevdiğiniz oyuncağınızı çalmak için niyetliyim sadece. siz onu ararken zamanın ıslak, ağır, üzerinde mantar çıkmaya yüz tutmuş eyerini giyindim, ipler de benim elimde. hepiniz hikayemin farklı birer parçası, kahramanları oldunuz. ve tüm çıplaklığıyla görüyorum ki, siz ne oyuncağı bulabiliyor ne de zamanı doğru kullanabiliyorsunuz. savaşlar, açlık, kıtlık, hırs, sahte tanrılar, ambargo, salgın hastalıklar vb. bahsettiklerim, sizin birbirinize sürekli verdiğiniz hediyeler.. oyuncak anlayışınızdan iğreniyorum, hepinizden nefret ediyorum. midemi bulandırıyorsunuz. kimseyi sevmiyorum ruhumun dehlizinden başka..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gereksiz eleştiri gizli hayranlıktır çekememezliktir.