Kemiğime, kuruyan dudaklarının kabuğu değiyordu. Usulca kısıldı göz kapaklarım o gece. Sırtımın kaburgalarına değen soğuk parmak uçların, iç geçirtir muazzamlığında titretmişti bedenimi. Ahh diye bir iç geçirdim. Tenin tenime yaklaşıyordu yavaş yavaş. Daha da hissede duruyordum köprücüklerime değen soluğunu. Bedenim o an bir tek sana kenetlenmiş, soluğunun ardına saklanmış tutkunun eşiğindeydi. Parmak uçların vücudumun çıplaklığına kenetlenmiş iken yüzüme değen dağılmış saçların, kayboyduğumsa kokundu. Selüetin, loş ışığın ardından gülüşünü seyiriyordu, ruhuma. Tenimin muazzamlığına bürünmüş bedenin dudaklarımın sıcaklığına ilişen kasığında duraksadım. Nefesimin kenetlendiği bedenin kaybolduğu bedenimin çıplaklığında, boğuluyordum o gece eşsiz mükemmelliğine bulanmış bedeninde. Biz artık ruhları dans eden, bedenleri ise dibe batmış sonsuzluğun içinde yüzen, gözleri körelmiş sevdasına vurgun bedenleriz. Tek bedenin tutsağıyız. Ah aşık olduğum, ne muazzam bir şey sevdana vurgun olmak.
28 Haziran 2015 Pazar
27 Haziran 2015 Cumartesi
Bir Adam
Adamın cebin de 1 dal sigarası kalmıştı, sardı yaktı ve yürüdü sol elini cebine koyarak. Bende merak ediyordum ne düşünecekti. Ne yapacaktı. Yürüyüş şekline baktı güldü ve “belirli bir tarz yok ki hayatta bu konu da” dedi “gelişi güzel yürür işte insan” dedi, ama neye yürür nereye yürür ve neden yürür o önemliydi benim için ve bu aylak adam nereye yürüyordu böyle ? Düşünmeye devam etti aşk hayatı epeyce karışıktı kararsızdı, seviyordu fakat çok sevmek yeterli değildi kafasını karıştıran hayat ile ilgili genel kişisel olarak detaylı sorunları vardı, sevdiği kadına mı gidiyordu yoksa her şeye rağmen olumsuzluklara şartlara imkanlara rağmen ben senin ile yokluk çekmeye de varım demeye mi? İşi yoktu çalışmıyordu/çalışamıyordu. Yoksa artık iş bulmaya kendini çalışmaya zorlamaya mı gidiyordu çevresinde ki insanların dilinden düşmek için. Sağlığı yerinde olmayan sürekli uyuyan koluna çantasını takıp sürekli yürüyen aylak adamın biriydi. Durdu duvarın dibinde, işin ironisi bu adamın sigarası neden bitmiyordu ? Yoksa bittiği halde içine çekme çabasında mıydı. İyi de hala yanıyor sigarası.. Evet sonun da durdu, çok yürüyordu belki de bu yüzden zayıf sıska idi. Ve şöyle dedi birden”Bazı şeylerin farkına vardıktan sonra onları dile getirdikten sonra isteseniz de hiç bir şey eskisi gibi olmuyor, iyisiyle kötüsüyle..” ve.”Ne yaparsak yapalım; İyi yada kötü bunları yargılamadan yorumlamadan önce dış görünüşümüze bakacaklar cünkü adi sistemin maalesef altın kuralı bu.” Bu kim ile konuşuyordu benimle konuşması imkansız.. ”Bu adam resmen sigarasıyla konuşuyor” diye söylenmeye başladım ve sesi mi duygu galiba bu sefer çünkü;”evet ben sigarasıyla öpüşen konuşan biriyim” diye söylenmeye başladı kendi kendine. Kalemini çıkarttı çantasından ve sırtını dayağını duvara döndü yazmaya başladı: Yetişecek bir yeri olayan insanlara daha çabuk yanaşıyor bedenim, rahatına düşkün olan insan makbuldür benim için. Kıyılara cam kenarlarına özenen, dar sokaklara nostaljiye analog’a zaafı olan insanlara zaafım oluyor.Çay sevene sözel sevene kural tanımayan değil de kural bilmek istemeyene; Sessiz ve sakin çığlıklara önem veren hayattan pek fazla beklentisi olmayan insanlara daha güzel eriyor aklım. Bilip susanlara zamanı dert etmeyenlere, yaraları kurumuş üstünde bandı durmayan insanlara daha çabuk yanaşıyor belki de kalbim..” Bunları yazdı bende anlamadım fakat yazdıktan sonra koşmaya başladı gözden kayboldu ve bu adam çok çirkin bir şekil de koşuyordu.
Mutlu Ol
İnsana sevmek yetmeliydi yeterliydi belki de insanlar öyle biliyordu öyle umuyordu sadece, ama doğru şu ki insan sevse de aşkından ölse de bazı şeyler rayına oturmuyor yeterli olmuyor sen her ne kadar ruhen duygusal boyutta hazır olsan da fiziken hazır olmadığının farkına varıyorsun, sonra etrafına bakıyorsun, kendine bakıyorsun, neler yaptım, ne yapıyorum, neler yapacağım, bir anda bunların çelişkisine düşüyorsun, şartlara bakıyorsun imkanlara bakıyorsun değerlendiriyorsun için de dönen pis kanı da bir yandan temizlemeye çalışıyorsun, aslında hiç biri değil. Sen bir kere mutsuzluğa alıştıysan huzursuzluğa alıştıysan hayatın da öyle gidiyor, sen her ne kadar değiştir meye çalış mutluluk şeridine geçmeye çalış yinede olmuyor çünkü insanın içine yerleşiyor beynine yerleşiyor kanına siniyor bir anda damarlarını kaplıyor düşüncelerin, dünya kadar düşünüyorsun; hani derler insanlar "yeter artık kafam doldu almıyor artık hiç bir şey" o sadece o an kafasına bir şey almak istemiyor bunun kararını veriyor çünkü insan beyni ve beyin gücünün sınırı yok ve yeri çok uzay hacmin de alanın var ve bunları mutsuzluk ile doldurmaya çalışırsan böyle devam eder çünkü hayatın böyledir dünya sana 17 yıl mutsuzluk olarak dönmüştür acılar pişmanlıklar göz yaşları bir kaç istisna gerçek kahkahalar o kadar. Sen huzursuzluk için de sürünmeye devam edersin sadece.
Farklı Olmak
Farklılıkları ile boy gösteren insanlar, farklı olmak için yola çıkan insanlar, bunu yaparsam şunu alırsam ondan farklı olurum bu beni ondan farklı kılar zihniyeti için de yaşayan her kesin unuttuğu bir şey vardı, aslın da korktukları ve sakındıkları tek şey sürüye uymamaktı onunla aynı olmamaktı yada ona özenmek istememek ama farkın da değillerdi ki insanların hep beraber yaptığı şeylere beraber kurdukları şeylere çoğunluğa uymak denirdi. Mert Caner ne güzel demiş bir tweetin de"Eskiden hippiler modaya uymamak için giyinirmiş, şimdi bi hippi eteğine 80 tl veriyorsunuz. Sistem, reddetmeyi bile ne güzel pazarlıyor."
Daha da ileri gidersek, aslında farklı olmak denen bir şeyi ve sürüye uymak denen kavramlarının aslında hiç olmadığı öyle bir şeyin olmadığı dünya da yaşadığımızı unutmuşlardı, farkın da olmadan bir birilerine uyuyorlardı haberiz yaşıyorlardı... Düşünmenin ne kadar zararlı olduğu kanıtlanmıştı. Düşünceyi durduramayacağımız da kanıtlanmıştı fakat bir şey vardı yine unutulan bir şey ? İnanın ben de bilmiyorum belki de alzheimer çektiğim için unuttum bende..
Daha da ileri gidersek, aslında farklı olmak denen bir şeyi ve sürüye uymak denen kavramlarının aslında hiç olmadığı öyle bir şeyin olmadığı dünya da yaşadığımızı unutmuşlardı, farkın da olmadan bir birilerine uyuyorlardı haberiz yaşıyorlardı... Düşünmenin ne kadar zararlı olduğu kanıtlanmıştı. Düşünceyi durduramayacağımız da kanıtlanmıştı fakat bir şey vardı yine unutulan bir şey ? İnanın ben de bilmiyorum belki de alzheimer çektiğim için unuttum bende..
26 Haziran 2015 Cuma
Bir dokunuşun hassasiyeti döküldü, omzuma. Bu, adamın ütopyasıydı. Parmak uçlarında, kurduğu. Usul usul bir nefesin muazzamlığı değiyor, köprücük kemiğin çukuruna. Bir dokunuşun, bin muazzamlığı sarsıyor bedenimi. Kuruyan dudakların, hissiyatıydı bu. Öptü. Nice ütopyalar kurdu dudak kıvrımın başladığı, köprücüklerimin bittiği yerde.
22 Haziran 2015 Pazartesi
Düşününce
Düşünmekten delirmeyi geçmiştim daha fazla durduramıyordum artık, kendimi meşgul etmek için onlarca yeni şey ile uğraştım 2 yıl boyunca kurslar işler hobiler hatta fobiler fakat düşünmeyi durduramıyordum, bu dünyevi bir iş değildi arabanın fren eylemi ile de olamazdı. Hiç bir şey işe yaramıyordu ta ki doktorun söylediklerine kadar. “Düşünceyi durduramazsın bu bir nesne değil yada başka bir şey; ya kafanı keseceksin, ya ağır ağır alzheimer çekeceksin yada içten içe daha çok kasvetlenip daha çok düşünüp derin düşüncelere girip daha çok kıvranıp sürünmeye kadar gideceksin” doğru mu söylüyordu gerçi Dostoyevski de bir eserin de “acıdan kurtulamıyorsanız ondan zevk almayı bilin” diyordu fakat ne kadar ciddi ne kadar doğru. Gerçekten yardımcı mı olmak istiyordu bilmiyorum fakat etrafım da ki onca insanın dediklerinin toplamı bile bu açıklamaya ulaşamazdı, çünkü yardım etmek için gerçekten anlamak için konuşmuyorlardı tavsiye vermek yol göstermiş gibi olmak tavrında konuşuyorlardı zaten insanın kendi yaşamadığı bir şey hakkın da ne kadar konuşabilir ne kadar yardımcı olabilir ki bunun için insanlardan yardım dilemiyorum beni anlamalarını hiç beklemiyordum zira ben anlayabilselerdi benden ne farkları kalırdı? Mümkün olduğunca uzak kalmaları onları lehine bir işti. Psikolog bunu yaşamış olabilir ama, çünkü normal bir psikolog görmedim hiç, zaten oraya kadar gelmek için bir parça delilik gerekirdi bence.. Bence her başarıda bir delilik payı vardır. Bir çok örneği de vardır. Düşünmenin delirmenin sonu başarı mıdır acaba? Fakat hayatım da hiç bir örneği yok bunun.
15 Haziran 2015 Pazartesi
Acı ama gerçek
Bütün suç sende bütün haksızlıklar hatalar. Neden biliyor musun? Çünkü; Evden çıkmadan önce aynaya baktığın zaman her defasın da bu sefer be bu sefer kimseye yüz vermeyeceğim, hemen gülmeyeceğim, soğuk davranacağım ciddi olacağım diyorsun. Ama bir gülüş ile bir yoğun ilgiye bir küçük iyiliğe hemen bayrak sallıyorsun yelkenler suya çoktan inmiş oluyor. Çünkü iyi bir insan olduğun için böylesin. O çok sevdiğin 3-5 kişi bir hatan da bir yanlışın da seni gözünü kırpmadan sildiyse bu sefer de gereksiz pişmanlıklar hayal kırıklıkları çünkü iyisin be acınacak durumdasın. Karşın da ki insana hemen bağlanıyorsun değmeyecek değerler biçiyorsun, bir kaç ortak yön ile bütün duygularını döküyorsun paylaşıyorsun bütün samimiyetini kaptırıyorsun, ya en iyi ölümsüz dostun olarak görüyorsun yada hiç bitmeyecek aşkın. İşte böyle yaptığın için kaybediyorsun, en ummadığın zaman da hiç beklemediğin anda hiç yapmaz asla yapmaz dediğin insanlar bir den değişmeye başlıyor belki de maskelerini çıkartıyor kim bilir işte o an hiç ummadık bir kazık diyorsun hiç beklemediğin bir tokat yiyorsun değer verdiğin insanlar tarafından.. İlk başta sana ayak uyduruyor sana yaranmaya çalışıyor sonra senden faydalanmaya başlıyor, zaten hep fedakarlık yapan sensindir hep içinden susan hep içinden affeden sensindir en çok yardım eden destek veren sensindir ne güzel şeyler yapıyorsun değil mi? Ama bunun karşılığı ? Hep üzülen ve en çok acı çeken de sen olacaksın enin de sonun da, bunları yapmayan insanlar hep kazanan insanlar yüksekte zirvede olan insanlar, en azından mutlu insanlar vicdanları bile rahat insanlar çünkü kötülük yapmıyorlar kötü de davranmıyorlar sadece gerektiği gibi davranıyorlar insanlara ve fazla bağlanmadan samimi olmadan devam ediyorlar mutlu olan böyle oluyor, sende aklını başına al ve her kesin olduğunu gibi senin de her şeyde hakkın ve fırsatın var onları değerlendirmeye çalış, seni üzmeyecek olanları, beklentisiz koşulsuz olduğu gibi kabul edecek insanlara yakın ol ama bağlanma emin olmadan bağlanma. Unutma o hep mutlu olanlar böyle mutlu oluyorlar, istisnaları boş ver ölümüne giden aşklar/dostlukları boş ver istisnalar kaideyi bozmaya yetmiyor unutma eğer böyle isen: Vazgeçersen sen mutlu olursun. Kötülük yapmıyorsun istediğin kararı veriyorsun haklı olarak o kadar. Yoksa hep kaybeden sen olacaksın kaybetmeye mahkum olacaksın her zaman.
Onur Güneş
Onur Güneş
12 Haziran 2015 Cuma
Herkese göre güzel.
Sıradan insanlara sıradan yazılar yazmak tabi ki de kolay olacaktır, çoğunluğun sevdiği yazılar çoğunluğun beklediği yazılar insanların beğendiği işine geldiği yazıları yazmak elbette kolay olacaktır bunu biraz çabaladıktan sonra her kes yazabilir. Önemli olan ve asıl olan da aykırı yazılar yazmaktır derin gerçekler uçuk çizgi dışı yazılar doğallıktan sıyrılmadan kimsenin pek aşina olmadığı yazılar. Yoksa her kes yazar yeni nesil klişe acı/aşk romanları vampir kurt adam kesimine hitap eden vs. vs. kitapları. ve her keste girer çok satanlar/en çok okunan listelerine. Zaten öyle kitaplar var ki edebiyat kategorisine nasıl sığdırıyorlar anlamıyorum.İşte böyle oldukça edebiyat dünyasının kitap yazma işinin itibarını değerni ve zorluğunu kaybettiğini gösterir..
Tutumsuzluk
İnsanların bu tutumsuz davranışlarını hissettiğim de fark ettiğim de hemen o ortamdan uzaklaşıp köşeme çekilmek istiyorum. Tutumsuzus, tutumsuzluk sadece nesneler de para miktarların da olmaz, asıl önemli olan da insanda ki tutum davranışıdır zaten. Her şeyi biliyor bilinci her şey imkansız bilinci aldı götürüyor hepimizi.
9 Haziran 2015 Salı
Ben seni yaşıyorum zaten içimde.
Öyle ki artık bende deli aşıklar gibi her baktığım yerde seni görüyorum, özellikle kalabalıklara girmiyorum korkuyorum, sana benzetiyorum önümde ki kadını çünkü bazıları sen gibi yürüyor hızlı şüpheli etrafına bakmadan, bazıları sen gibi giyiniyor; sabah kalktığın da gözüne hangi kıyafet çarparsa onu kapıyor sanki rahat tavırlar ile giyiniyor sonra takip ediyorum onu sana benzeterek bir an seni görerek, en sonun da bakıyorum ki sen değil başka hayatlar başka insanlar gördüğüm, öyle ki belki de o günden sonra bende yarattığın seni görüyorum aynaya her baktığım da, bu yüzden son 1 senedir yüzümü yıkamıyorum aynalara bakmamak için. Çünkü aramıyorum eskisi gibi, beklemiyorum da. Çünkü ben seni yaşıyorum zaten içim de.
4 Haziran 2015 Perşembe
Gecenin uçurtması
Sana tırmandığım bir gece sonrası başka bilinmeyen dillere çevirilen bir başka duygulara karışan geride bıraktığım umut basamakları çoğalıyor aşağıda, bekliyorum bazen tırmanamıyorum yoruluyorum. O an aklıma gelen lanetli bir parça umut yeniden doğmaya başlıyor içimde asla aldıramadığım bir hücre çapında küçük bir çocuk gibi sürekli ölüp yeniden doğuyor içimde rahim olsam kondomun dayanmayacağı bir imkansızlık bu hiç gitmeyen kaybolmayan peşimi bırakmayan bir türlü kurtulamadığım bir parça umut, ne zaman sıkı ciddi kararlar versem yinede bir sözün ile ‘geleceğim sana’ dediğini duyar olsam bir ömür daha bekleyeceğim saklı olan bir umut o. İşte o zaman hiç olmadık bir güç geliyor ve yeniden tırmanmaya başlıyorum gündüzleri kayboluyorum geceleri devam ediyor bu zorlu çileli çırpınış, yukarı bakıyorum tırmanırken, zira yönümü geceleri imkansıza kafa tutar bir şekilde uçan bir uçurtma yetişiyor imdadıma pusulam o oluveriyor hep, belki de umut kaynağım da o.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


