25 Aralık 2014 Perşembe
Ve şu mimik çizgisi diye sevdiğin yer sen gittikten sonra mezarın olacak. Yokluğun oturacak gülüşümün hemen yanına. Ne zaman gülsem sızlayacak öptüğün her milimim. Hep böyle olur. Ne yani? Sen günlerce, haftalarca hatta aylarca yanımda olmana rağmen fark etmedin benim burnumu sızlatan ceset kokusunu. Ah.. bir içimi açsan kadın.. Boğazımdan kasıklarıma kadar serilen bir mezar var, içim başlı başına sevdiğim insanların ölüleriyle dolu. Her bir gidiş başka bir ölü, her bir ihanet başka bir ölüm, başka bir burun sızlatan ceset.
dişimi çektirsem özlerim seni
yalnızlık meselesi değil bu,
hassasiyet manzumeleri düzerim istersen,
yakınlık ve derinlik hissiyatlarında boğuluruz,
lüzumsuzca çıkmış çimenlere basarız beraber,
hatıralarımızdan kime ne,
birkaç nesil geçer üzerimizden,
yeşil yeşil eziliriz, harikulade,
yaşlı bakıcılar gelir gençliğimize,
tatil yaparız son kez istasyonda,
tren garlarının kokusunda ve raylarda kalırız dirhem dirhem
uçurtmaları indiririz, malum bulutlarda var bir hiçlik
kimliksizlik arşa değse güleriz
sevinçlerimiz sistematiktir bizim,
gitme kalma meselesi değil bu,
dalında kokladığımız için güzel isimler,
ağızda dallandığı için sigaralar bizim,
yarın yokmuş gibi koşacaksak eğer,
dur demen lazım sen bu değilsin.
durdun, düşündün ve şiirleri silme vakti!
ingilizce hayallerinde türkçe kahramanına güle güle!
yalnızlık meselesi değil bu,
hassasiyet manzumeleri düzerim istersen,
yakınlık ve derinlik hissiyatlarında boğuluruz,
lüzumsuzca çıkmış çimenlere basarız beraber,
hatıralarımızdan kime ne,
birkaç nesil geçer üzerimizden,
yeşil yeşil eziliriz, harikulade,
yaşlı bakıcılar gelir gençliğimize,
tatil yaparız son kez istasyonda,
tren garlarının kokusunda ve raylarda kalırız dirhem dirhem
uçurtmaları indiririz, malum bulutlarda var bir hiçlik
kimliksizlik arşa değse güleriz
sevinçlerimiz sistematiktir bizim,
gitme kalma meselesi değil bu,
dalında kokladığımız için güzel isimler,
ağızda dallandığı için sigaralar bizim,
yarın yokmuş gibi koşacaksak eğer,
dur demen lazım sen bu değilsin.
durdun, düşündün ve şiirleri silme vakti!
ingilizce hayallerinde türkçe kahramanına güle güle!
hoşçakal
“hoşçakal" ile, "görüşürüz" arasında derin bir anlam uçurumu vardır.
hoşça kal dediklerimiz, bize uzaktır. Onların, orada kalmasını isteriz. Hoşça.
Görüşürüz ise, bir umuttur, sıcaktır, tekrar görmek istediklerimize deriz. Onları görmeyi umut ederiz. Gelsinler isteriz, gitmesinler, yanımızda olsunlar isteriz.
hoşça kal gibi değildir, görüşürüz demek. Kimsenin uzakta öylece kalmasını istemez “görüşürüz” kelimesi. Üstelik, karşılıklıdır bu görme eylemi. Karşı taraf da, görmek ister bizi, onlar da, gitmek istemez.
Hoşça kal tek taraflıdır. birine dedin mi o konuşma orada biter. bir daha başlamayacak gibi… ama görüşürüz öyle mi, “gel, der, gel gitme tekrar konuşalım” diye fısıldar.
bu yüzden sadece sevdiklerimize tereddütsüz görüşürüz deriz.
Hoşça kal, uzak akrabadır, normal arkadaştır, tanımadık bir yabancıdır. Görüşürüz ise sevgilidir, dosttur candır.
işte bu yüzden
Ben hep o’na görüşürüz dedim.
O bana hep hoşça kal dedi.
hoşça kal dediklerimiz, bize uzaktır. Onların, orada kalmasını isteriz. Hoşça.
Görüşürüz ise, bir umuttur, sıcaktır, tekrar görmek istediklerimize deriz. Onları görmeyi umut ederiz. Gelsinler isteriz, gitmesinler, yanımızda olsunlar isteriz.
hoşça kal gibi değildir, görüşürüz demek. Kimsenin uzakta öylece kalmasını istemez “görüşürüz” kelimesi. Üstelik, karşılıklıdır bu görme eylemi. Karşı taraf da, görmek ister bizi, onlar da, gitmek istemez.
Hoşça kal tek taraflıdır. birine dedin mi o konuşma orada biter. bir daha başlamayacak gibi… ama görüşürüz öyle mi, “gel, der, gel gitme tekrar konuşalım” diye fısıldar.
bu yüzden sadece sevdiklerimize tereddütsüz görüşürüz deriz.
Hoşça kal, uzak akrabadır, normal arkadaştır, tanımadık bir yabancıdır. Görüşürüz ise sevgilidir, dosttur candır.
işte bu yüzden
Ben hep o’na görüşürüz dedim.
O bana hep hoşça kal dedi.
Ben. Benlik duygumu ona böldükten sonra hiçbir beni sevemediğimi anladığımda kelimelerimi bir başka hayatta canlandırıyordum. Zamanın kaybolduğunu anladığım o ilk an, bir tren yolculuğunda uyku ile uyanıklık arasındaydım. Hiçbir istasyon kaybettiğim onluk sistemimi getirmiyordu bana. Arıyor ve aranıyordum; kaçıyor ve kovalanıyordum. Bir araftı düşlediğim, ben çaresizce o rüyada gerçeklerle yüzleşiyordum.
16 Aralık 2014 Salı
Bazen
Bir süre sonra insanlar pek de umurunda olmuyor. Kimseyi değiştirmeye çalışmıyorsun. Kimin ne yaptığını umursamıyorsun. Yorulunca kendi kabuğuna çekilip o küçük dünyanda yalnız yaşamayı öğreniyorsun binlerce tanıdığın oluyor ama 2 3 işiyle bile fazla samimi olmuyorsun istediğin yere gidip istediğin kişiyle gezip istediğini yapıyorsun hiç bir şeyi ertelemeden. Anlık mutluluklar yaşayıp, derin hüzünleri tek başına atlatmayı öğrendiğin vakit kimseye ihtiyacın olmuyor. Siz buna yalnızlık diyorsunuz, bense huzur.
başka bir ölü
Ve şu mimik çizgisi diye sevdiğin yer sen gittikten sonra mezarın olacak. Yokluğun oturacak gülüşümün hemen yanına. Ne zaman gülsem sızlayacak öptüğün her milimim. Hep böyle olur. Ne yani? Sen günlerce, haftalarca hatta aylarca yanımda olmana rağmen fark etmedin benim burnumu sızlatan ceset kokusunu. Ah.. bir içimi açsan kadın.. Boğazımdan kasıklarıma kadar serilen bir mezar var, içim başlı başına sevdiğim insanların ölüleriyle dolu. Her bir gidiş başka bir ölü, her bir ihanet başka bir ölüm, başka bir burun sızlatan ceset.
12 Aralık 2014 Cuma
Acıyorum.
Ne yazık ki, masumiyetin, şeffaflığın, hoşgörü ve sevginin nasıl duygular olduğumu hatırlayamayacak kadar kirlenmiş insanlar var, hem üzülüyorum, hem de çok acıyorum onlara... Keşke kendi içlerine dışardan bakıp az da olsa arınabilseler.
10 Aralık 2014 Çarşamba
Bazı insanlar
Bazı insanlar gerçekten bana göre değil.toplumsal bir varlık olduğum gerçeğini reddediyorum. Bu maskeler, bu sesler, bu gürültü, bu yapmacık kahkahalar, timsah gözyaşı ağlamalar bunlar bana göre değil. bağırmayı seçen insanları sevmiyorum. Beni yalnızlığa sürükleyen sonra benden onu çalan insanları sevemiyorum. İster istemez fark ediyorum ve uzaklaşıyorum olabildiğince samimi olmak istemiyorum kendimi; salak saf çok kötü biri olarak tanıtıyorum umurum da değil benden uzak olsunlar nasıl isterlerse öyle bilsinler onların beni kendi gözünde kafasında şekillendirmeye düşünmelerine bir lafım yok ama hayatıma kararlarıma yaptıklarıma müdahale etmeleri bende kayışı koparmaya yol açıyor zaten genel olaral 3 kişi dışında arkadaş çevreme ne yaptığımı neler yapacağımı söylemem çünkü bilirim anlamazlar inanmazlar dalga konusu yaparlar onun için hep;"Hiiç bildiğin gibi işte ev,iş,okul" derim. Yani onlarında yaptığı onlara yabancı gelmeyen şeyleri söylerim gerçekten ne yaptığım neler yaptığım anlatsam bilirim ciddiye almaz inanmaz dinlemez anlamaz genel olarak böyledir.
9 Aralık 2014 Salı
Aaa! 14 Yaşındaki kızın sex görüntülerini mi yaymışlaar.
Bu aralar sürekli sosyal medya gündeminde çalkalanan konu 14 yaşındaki kızın pornosunu atmışlar internete rezil etmişler vs. vs.Nereden başlasam bilmiyorum aslında çok şey var ama diyeceklerimin hiç biri değmez böyle insanlara. Boş insanlar topluluğu resmen ya hem abaza hemde ergenler bir araya toplanmış resmen kızı dalga konusu yaptılar bu kadar mı basit ucuzsunuz ya bazıları da diyor "tamam kız bir hata yapmış olabilir" ne hatası yaptığı şey yasak mı bu ülkede yada suç mu sadece kimine göre ayıp günah kimine göre de gayet normal olabilecek şeyler ki bence de kızın yaptığı şey son derece doğal bir şey asıl sorun asıl suçlu aranacaksa o videoyu paylaşan insandır kendince gurur kaynağı yapıp arkadaş ortamında kendi çapında yükselmek için "bak bak nasıl milli oldum, yada bak kızı patlattım" gibi kelimeler kullanmak için bir kızın hayatını mahvediyor resmen..
Olayın garip olan tarafı bütün olayı duyan duymayan hatta konuyu bilmeyen bile o kızın üstüne çullanıyor yok orospu yok kaşar ulan olayı hiç bilmeyen bile lafı duyduğunda "aaa kızın sex görüntülerini intertene mi yaymışlaaar" diye bir tepki veriyor ulan gereksiz, senin bu verdiğin tepki "sex" kavramını ilk defa duyan bir küçük bir çocuğun tepkisidir bu, ee tabi kızın bir açığını yakaladınız hemen eğlence malzemesi yada rezil etme vs. Aslında bu tür olaylar olduğunda son derece normal karşılansa hiç ayıplanmasa bu ülkede daha rahat yaşanabilir sevgililer gizli gizli öpüşmeye sevişmeye saklanmaya bilir ulan zaten her şeyimizi diğer ülkelerden görüp çalıp ülkemizde de uyguluyoruz bari bu bakış açısını da diğer ülkelerden görüp kabullenmeyi bilelim..
Kimse kimse kimsenin cinsel hayatına karışamaz her kes istediğiyle sevişebilir sex yapabilir ( 2 tarafında isteme şartıyla ) ben demiyorum ki her kes herkesle cinsel ilişkiye girsin, sadece bu gibi olaylarda susup normal karşılanmalı kimine göre çok ayıp (kimine göre çok normal bir şey) eğer normal karşılansa her keste böyle görüntüler var bizde koyarız görüntülerimizi şu an belki onların yaşından küçük çocuklar bile sevişiyor he nereden bileceksin? Ama onların görüntüleri olmadığı için onlara karışamıyorsunuz değil mi onun için böyle konular normal karşılanmalı insanlar tarafından.
Ulan sanki yaptıkları suç ayıp utanılacak bir durum tamam sana göre günahsa günah sus o onların sorunu tekrar söylüyorum burda tek suçlu o kızın o güvendiği adam sandığı çocuğun bu görüntüleri herkese gurur kaynağı gibi göstermesi şu olaya verdiğiniz uğraşı çabayı ülkenin başka sorunlarına verseydiniz rahat 2 3 konuda açıklık gelmişti sanki tek konu bu gibi yazık gerçekten çok yazık insanlık bu kadar basit bu kadar ucuz olmamalı insanlar başkalarının hayatına kararlarına yaptıklarına bu kadar karışmamalı. #ahsucahilinsanlar
Onur Güneş
Günün konusu Ecem!
Ne olay ama (!) İnternete videosu düşmüş.Eee?Size ne?Tabi içerik +18 olunca tadından yenmez gari.Daha geçen gün “Ya Ecem varya kız taş lan”,”Ecem in durumlarına ölüyorum.””Bu kız sempatik lan” diyenler şimdi “O***** teki””Kaltak ne olacak””Zaten oldum olası sevmiyordum o Ecemi”
Cidden bu kadar basit misiniz?Bu nasıl bir karaktersizliktir?Siz o kızın şuan neler hissettiğini anlayabilir misiniz?Neler yaşadığini biliyor musunuz?O yazdığı durumda üstünden geçti,olayı en ince ayrıntısına kadar anlatmadı.Kaldı ki anlattı.Evet Ecem sürtük.Evet Ecem orospu.Sana ne?Hiç tanımadığın birini yargılamak sana mı düşüyor?Yanlış yapmış olabilir.Her insan hata yapar.Ağır bir hata mı?Olabilir?Cehennemlik mi?Ee,sende onunla mı gideceksin öbür dünyaya?Onun günahlarının bedelini sen mi ödeyeceksin?O zaman?Neden onu bu kadar aşağılıyorsunuz ki?Ve neden tek konu Ecem.O çocuk suçlu değil mi?O videoyu paylaşan?Neden aslında kurbanı suçlu görüyorsunuz?”Yapmasaymış” ya ne demek yapmasaymış?Sevgilimdi diyor,aşıktık diyor.Hem sana ne milletin cinsel hayatından?Bu senin değil onun problemi.
Bu olay iki hafta içindi unutulacak.Ve Ecem e tekrar iltifatlar gelecek.Onun popülerliğinden yararlanmak için.Çünkü insanoğlu böyledir.Doğasında var.Ama yeter.Şuan Ecem ne halde cidden bilmiyorum.Arkadaşı falan değilim.Ona destek olamam malesef ama umarım sizin o eleştirilerinizi takmıyordur.Çünkü değmezsiniz.Cidden.Sırf dalga amaçlı ürettiğiniz o düşünceler şuan bir kızın hayatını mahvediyor.
Ülkemizin tek sorunu Ecem mi cidden?Ecemle uğraşacağınıza daha yararlı işlerle uğrassanıza.Tabi çok kolay demi?Hic tanımadağın biri hakkında konuşmak,onla dalga geçmek.Bu size zevk veriyor.Ecemin kusurlarını görmek içten içe sizi mutlu ediyor.Bu acizliğinizi gösteriyor işte.Bu kadar zavallısınız.Sizden bir ricada bulunabilir miyim?
Yaptığınız en iyi şeyi yapın.Sesinizi kesin ve kıçınızın üstüne oturun.
Greendreamst
Olayın garip olan tarafı bütün olayı duyan duymayan hatta konuyu bilmeyen bile o kızın üstüne çullanıyor yok orospu yok kaşar ulan olayı hiç bilmeyen bile lafı duyduğunda "aaa kızın sex görüntülerini intertene mi yaymışlaaar" diye bir tepki veriyor ulan gereksiz, senin bu verdiğin tepki "sex" kavramını ilk defa duyan bir küçük bir çocuğun tepkisidir bu, ee tabi kızın bir açığını yakaladınız hemen eğlence malzemesi yada rezil etme vs. Aslında bu tür olaylar olduğunda son derece normal karşılansa hiç ayıplanmasa bu ülkede daha rahat yaşanabilir sevgililer gizli gizli öpüşmeye sevişmeye saklanmaya bilir ulan zaten her şeyimizi diğer ülkelerden görüp çalıp ülkemizde de uyguluyoruz bari bu bakış açısını da diğer ülkelerden görüp kabullenmeyi bilelim..
Kimse kimse kimsenin cinsel hayatına karışamaz her kes istediğiyle sevişebilir sex yapabilir ( 2 tarafında isteme şartıyla ) ben demiyorum ki her kes herkesle cinsel ilişkiye girsin, sadece bu gibi olaylarda susup normal karşılanmalı kimine göre çok ayıp (kimine göre çok normal bir şey) eğer normal karşılansa her keste böyle görüntüler var bizde koyarız görüntülerimizi şu an belki onların yaşından küçük çocuklar bile sevişiyor he nereden bileceksin? Ama onların görüntüleri olmadığı için onlara karışamıyorsunuz değil mi onun için böyle konular normal karşılanmalı insanlar tarafından.
Ulan sanki yaptıkları suç ayıp utanılacak bir durum tamam sana göre günahsa günah sus o onların sorunu tekrar söylüyorum burda tek suçlu o kızın o güvendiği adam sandığı çocuğun bu görüntüleri herkese gurur kaynağı gibi göstermesi şu olaya verdiğiniz uğraşı çabayı ülkenin başka sorunlarına verseydiniz rahat 2 3 konuda açıklık gelmişti sanki tek konu bu gibi yazık gerçekten çok yazık insanlık bu kadar basit bu kadar ucuz olmamalı insanlar başkalarının hayatına kararlarına yaptıklarına bu kadar karışmamalı. #ahsucahilinsanlar
Onur Güneş
Günün konusu Ecem!
Ne olay ama (!) İnternete videosu düşmüş.Eee?Size ne?Tabi içerik +18 olunca tadından yenmez gari.Daha geçen gün “Ya Ecem varya kız taş lan”,”Ecem in durumlarına ölüyorum.””Bu kız sempatik lan” diyenler şimdi “O***** teki””Kaltak ne olacak””Zaten oldum olası sevmiyordum o Ecemi”
Cidden bu kadar basit misiniz?Bu nasıl bir karaktersizliktir?Siz o kızın şuan neler hissettiğini anlayabilir misiniz?Neler yaşadığini biliyor musunuz?O yazdığı durumda üstünden geçti,olayı en ince ayrıntısına kadar anlatmadı.Kaldı ki anlattı.Evet Ecem sürtük.Evet Ecem orospu.Sana ne?Hiç tanımadığın birini yargılamak sana mı düşüyor?Yanlış yapmış olabilir.Her insan hata yapar.Ağır bir hata mı?Olabilir?Cehennemlik mi?Ee,sende onunla mı gideceksin öbür dünyaya?Onun günahlarının bedelini sen mi ödeyeceksin?O zaman?Neden onu bu kadar aşağılıyorsunuz ki?Ve neden tek konu Ecem.O çocuk suçlu değil mi?O videoyu paylaşan?Neden aslında kurbanı suçlu görüyorsunuz?”Yapmasaymış” ya ne demek yapmasaymış?Sevgilimdi diyor,aşıktık diyor.Hem sana ne milletin cinsel hayatından?Bu senin değil onun problemi.
Bu olay iki hafta içindi unutulacak.Ve Ecem e tekrar iltifatlar gelecek.Onun popülerliğinden yararlanmak için.Çünkü insanoğlu böyledir.Doğasında var.Ama yeter.Şuan Ecem ne halde cidden bilmiyorum.Arkadaşı falan değilim.Ona destek olamam malesef ama umarım sizin o eleştirilerinizi takmıyordur.Çünkü değmezsiniz.Cidden.Sırf dalga amaçlı ürettiğiniz o düşünceler şuan bir kızın hayatını mahvediyor.
Ülkemizin tek sorunu Ecem mi cidden?Ecemle uğraşacağınıza daha yararlı işlerle uğrassanıza.Tabi çok kolay demi?Hic tanımadağın biri hakkında konuşmak,onla dalga geçmek.Bu size zevk veriyor.Ecemin kusurlarını görmek içten içe sizi mutlu ediyor.Bu acizliğinizi gösteriyor işte.Bu kadar zavallısınız.Sizden bir ricada bulunabilir miyim?
Yaptığınız en iyi şeyi yapın.Sesinizi kesin ve kıçınızın üstüne oturun.
Greendreamst
8 Aralık 2014 Pazartesi
yoksa küs müsün bana
yoksa küs müsün bana
dilime ikâmet edenim
dargınsak eğer
üç günü geçeli aylar oluyor haberin olsun
ve burada yanık kokulu rüzgarlar çarpıyor yüzüme
beni soluğumdan tutuyor üşümelerim
boğazıma yapışmış sıtmalı kelimeler
en yakın sağda parka çektiler kendilerini
söz dinlemez oldu sözler
adına sır diyorlar sevmelerin
gürültülü harflerini sükûta izdivaç ediyorlar
mahrem duygularını telveye terk ediyorlar yani
yorulmadınmı dilimden sessiz çığlığım
dilime ikâmet edenim
dargınsak eğer
üç günü geçeli aylar oluyor haberin olsun
ve burada yanık kokulu rüzgarlar çarpıyor yüzüme
beni soluğumdan tutuyor üşümelerim
boğazıma yapışmış sıtmalı kelimeler
en yakın sağda parka çektiler kendilerini
söz dinlemez oldu sözler
adına sır diyorlar sevmelerin
gürültülü harflerini sükûta izdivaç ediyorlar
mahrem duygularını telveye terk ediyorlar yani
yorulmadınmı dilimden sessiz çığlığım
Etiketler:
#şiirsokakta,
aşk,
çay,
çaysigara,
Onur Güneş,
şiir
Tanınan kişi-Tanınmayan kişi
İlgi görülen her şey iyi olsa da kötü olsa da sevilir örnek; Bir insan sosyal medyada çeşitli hesaplarda toplum tarafından seviliyordur paylaştığı şeyler çok ilgi görüyordur çok beğeni, yorum, retweet, favori, notes, reblog vs vs. alıyorsa o kişi ne yazarsa yazsın isterse iyi yada çok saçma bir şey yazsa da o kişi popüler olduğu için (sizin deyiminizle: Fame,Popi.) sevilir veya yazıları okunur. Ama hiç tanınmayan bir insan belki mükemmel şeyler paylaşıyordur yada yazıyordur ama hiç tanınmadığı için dikkat çekmediği için yada sosyal medya tabiriyle;beğeni, yorum, retweet, favori, notes, reblog alamadıysa o kişinin paylaştığı şeyler ilgi görmez dikkat çekmez önemsizleşir bakılmaz bile popüler olanlardan daha iyidir ama popüler olmadığı için ilgi çekemez sosyal medya popülerlik açısından tamamen bundan ibaret şimdi bu yazı hiç dikkat çekmeyecek görmeyecek.
3 Aralık 2014 Çarşamba
Papatyalar.
Bu gün evden hızlıca çıktım sana gelmek için.
Her gün dış kapımda ki çiçek satan kadına 1 lira bırakırdım sebepsiz.
Belki bir gün geri dönersin diye o umutla.
O kadına ön ödeme yapardım sana ilerde alacağım çiçekler için.
Bu gün ilk defa ondan bir çiçek aldım hemde "papatya".
Bilirim dayanamazsın çok seversin papatyaları.
Kadın parayı almadı bu da onun ikramıydı galiba.
Aldım elime papatyaları seni bekledim yine aynı yerde.
Ve yine geç kaldın her zaman ki gibi bende sinirlendim.
Ama sinirimin en rahat en güzel şekilde senin yatıştırdığını da ben bilirim.
Çok seviyorum seni Samatya ne kadar mı çok.
Hani insana aslında en uzak yeri dokunamadığı sırtıdır ya.
Hani hiç bir şekilde ulaşamazsın oraya kızarsın imkansızdır bilirsin.
İşte bende o kadar çok seviyorum seni.
Sen bilmezsin ama ben her gece senin ile uyurum.
Her gün dış kapımda ki çiçek satan kadına 1 lira bırakırdım sebepsiz.
Belki bir gün geri dönersin diye o umutla.
O kadına ön ödeme yapardım sana ilerde alacağım çiçekler için.
Bu gün ilk defa ondan bir çiçek aldım hemde "papatya".
Bilirim dayanamazsın çok seversin papatyaları.
Kadın parayı almadı bu da onun ikramıydı galiba.
Aldım elime papatyaları seni bekledim yine aynı yerde.
Ve yine geç kaldın her zaman ki gibi bende sinirlendim.
Ama sinirimin en rahat en güzel şekilde senin yatıştırdığını da ben bilirim.
Çok seviyorum seni Samatya ne kadar mı çok.
Hani insana aslında en uzak yeri dokunamadığı sırtıdır ya.
Hani hiç bir şekilde ulaşamazsın oraya kızarsın imkansızdır bilirsin.
İşte bende o kadar çok seviyorum seni.
Sen bilmezsin ama ben her gece senin ile uyurum.
Kendine gel hayat kısa.
Bu gördüğünüz fotoğraftaki mutluluğu hiç bir zengin veya hayatı sorunsuz rahat konforlu olan hiç bir insan yaşayamayacak bu mutluluğu sen orada 85 katlı binanda yada holdinginde her ne boksa işte orada milyar dolarlık bir toplantı için anlaşma için yıllarca uğraşsan o anlaşmayı kazansan ve bunu kutlamak için sabaha kadar iş arkadaşlarınla vs. kutlasan bunu yine bu kare deki gibi bir mutluluk hissedemeyeceksin bunu sende adın gibi biliyorsun farkındasın onun için büyük işler peşine düşmeyi bırak 35m2 lerde huzur mutluluk aramaya çalış inan bana o büyük kasvetli uğraşlarından daha güzel bir yaşamın olacak.
1 Aralık 2014 Pazartesi
ayyaş
Herkesin arzu ve neşe ile dans ettiği pistin ortasında kalmış ayyaş bir sürtük gibi hissediyorum kendimi..
Avare avare izliyorum dünyala beraber etrafımda dönenleri ve sadece avaz avaz gülüyorum.
Bakışlarda görüyorum delimi lan bu dediklerini. Bende bakışlarınıza aldırmadan gülmeye devam ediyorum.
Avare avare izliyorum dünyala beraber etrafımda dönenleri ve sadece avaz avaz gülüyorum.
Bakışlarda görüyorum delimi lan bu dediklerini. Bende bakışlarınıza aldırmadan gülmeye devam ediyorum.
Saat kaçtı bilmiyorum
Saat kaçtı bilmiyorum
Ya da yarın hangi dünün bugünüydü
Neden yaptım onu bile bilmiyorum
Seni düşündüm.
Öylece oturduğum yerde
Metrodan inip eve,
Evden işe kısa bir yürüyüşte
Saat kaçtı bilmiyorum
Seni düşündüm.
Bir şarkı çalınsın
Ya da bir çocuk önümden geçsin gülerek
Ben hazırlıklıydım
Sonunu başını önemsemeden
Seni düşündüm.
Aslında,
Nerede ne zaman
İyi bir şey olsa şu hayatımda
Seni eksik etmeden,
Bizi düşündüm.
Ya da yarın hangi dünün bugünüydü
Neden yaptım onu bile bilmiyorum
Seni düşündüm.
Öylece oturduğum yerde
Metrodan inip eve,
Evden işe kısa bir yürüyüşte
Saat kaçtı bilmiyorum
Seni düşündüm.
Bir şarkı çalınsın
Ya da bir çocuk önümden geçsin gülerek
Ben hazırlıklıydım
Sonunu başını önemsemeden
Seni düşündüm.
Aslında,
Nerede ne zaman
İyi bir şey olsa şu hayatımda
Seni eksik etmeden,
Bizi düşündüm.
30 Kasım 2014 Pazar
Bir Parça Yaşamdan
Yine geç vakitler deyim yatağımda uyuyacakken.
Hiç olmadık bir zamanda 2 ses
Martı ve karga bir arada bağırıyor
Gün ağarmamıştı da daha
Bir şeyler anlattıkları kesin
Kalktım evet galiba bu gün farklı olacak
Banyoya yöneldim yine bakımsız görünüyordum
Saçlar sakallar bir alemde
Akrabalarım görse vururlar
Neyse umurum da değil cahiller
Galiba sinekkaydı yapacaktım
Yaptım da, bir arkadaşımın takım elbisesi vardı
Bunu yapmak istemiyorum ama
O kılığa girmeyi de merak ediyorum.
Sistemin kölesi olmak nasıl bir duyguydu
Sabah erken kalkmak rahatından olmak
İnsanların koyduğu saçma kurallarda yüzmek
O çizgiden çıkmamak,belkide çıkamamak,
Bilmiyorum işte hiç yaşamadım, acı vericidir ama..
Dışarı çıktım elimde dünden yarım kalan Üverkinca
Çay içmedim bu sabah, evet hissettim tüyleriniz ürperdi
ama merak ettim ve sebebsiz bir şekilde deli gibi
Aceleden çıktım evden bir lokma penir aldım bilerek
Merak ediyordum çünkü bu insanların koşturduğu
Yetişmeye çalıştığı şey, yer, iş amaç..
Evet onlar bu dediklerime hayata tutunma diyorlar
Ben ise sistemin para denen illetin kölesi olduklarını;
Bazı şeyler için isteklerinden hayallerinden vazgeçmeleri
Kafalarını doğru kullanmadıklarını ifade ediyorum.
Hiç olmadık bir zamanda 2 ses
Martı ve karga bir arada bağırıyor
Gün ağarmamıştı da daha
Bir şeyler anlattıkları kesin
Kalktım evet galiba bu gün farklı olacak
Banyoya yöneldim yine bakımsız görünüyordum
Saçlar sakallar bir alemde
Akrabalarım görse vururlar
Neyse umurum da değil cahiller
Galiba sinekkaydı yapacaktım
Yaptım da, bir arkadaşımın takım elbisesi vardı
Bunu yapmak istemiyorum ama
O kılığa girmeyi de merak ediyorum.
Sistemin kölesi olmak nasıl bir duyguydu
Sabah erken kalkmak rahatından olmak
İnsanların koyduğu saçma kurallarda yüzmek
O çizgiden çıkmamak,belkide çıkamamak,
Bilmiyorum işte hiç yaşamadım, acı vericidir ama..
Dışarı çıktım elimde dünden yarım kalan Üverkinca
Çay içmedim bu sabah, evet hissettim tüyleriniz ürperdi
ama merak ettim ve sebebsiz bir şekilde deli gibi
Aceleden çıktım evden bir lokma penir aldım bilerek
Merak ediyordum çünkü bu insanların koşturduğu
Yetişmeye çalıştığı şey, yer, iş amaç..
Evet onlar bu dediklerime hayata tutunma diyorlar
Ben ise sistemin para denen illetin kölesi olduklarını;
Bazı şeyler için isteklerinden hayallerinden vazgeçmeleri
Kafalarını doğru kullanmadıklarını ifade ediyorum.
Onur Güneş/Bir Parça Yaşamdan
29 Kasım 2014 Cumartesi
Evet bu sefer istiyorum galiba.
Geçmiş kelimesinin tek anlamı “geçti” olacak benim için. Ve o yemekleri kusacağımı bile bile yiyeceğim. Elbet normale döneceğim, elbet midem kabul edecek bir noktadan sonra.
Gülümseyeceğim. Hatta tanımadığım insanlara bile. Fotoğraflar dışında bir yerlerde gülümsemek gerek artık. Hem bütün bunlar yalnızca benim için değil, tüm çevrem için. Gülümsemenin bulaşıcı olduğu ve bir gülümsemenin nasıl hayat kurtardığı ile ilgili çok eskilerde okuduğum yazı geldi aklıma. Gülümsemeliyim.
Herkesin gülmekten karnının ağrıdığı fakat benim “oldu o zaman” ifadesiyle takıldığım olayların komik tarafını farketmeliyim. Bir şeyler komik gelebilmeli artık bana. Oturup gumball izleyebilirim mesela. Çocukluk gerek bana. Deli deli hareketler lazım. Neşe lazım. Kahkahalar lazım.Huysuz bir yetmiş yaş sendromu tutmuş bırakmıyor yakamı. Yapma bir şey olur, gitme bir şey olur. Olmaz ki.
Üzücü olaylar için beter olmak yerine, böyle olması gerektiğini düşünmeliyim. Ne daha azını düşünmeli, ne de daha fazlasını istemeliyim. Neyse o. Nasılsa, o kadar.
Hayatın güzelliklerini yakalamalıyım. Fotoğraf makinem ne için duruyor? Böyle bir mucizeye sahipken değer bilmiyorum resmen!
Yalnız kalmak için, anlattığımda aklınızın hayalinizin duracağı şeyleri bir kenara bırakmalı, yalnızlık aşkımı bir kenara bırakmalıyım. Çok acı, fakat yapmalıyım.
Gülümseyeceğim. Hatta tanımadığım insanlara bile. Fotoğraflar dışında bir yerlerde gülümsemek gerek artık. Hem bütün bunlar yalnızca benim için değil, tüm çevrem için. Gülümsemenin bulaşıcı olduğu ve bir gülümsemenin nasıl hayat kurtardığı ile ilgili çok eskilerde okuduğum yazı geldi aklıma. Gülümsemeliyim.
Herkesin gülmekten karnının ağrıdığı fakat benim “oldu o zaman” ifadesiyle takıldığım olayların komik tarafını farketmeliyim. Bir şeyler komik gelebilmeli artık bana. Oturup gumball izleyebilirim mesela. Çocukluk gerek bana. Deli deli hareketler lazım. Neşe lazım. Kahkahalar lazım.Huysuz bir yetmiş yaş sendromu tutmuş bırakmıyor yakamı. Yapma bir şey olur, gitme bir şey olur. Olmaz ki.
Üzücü olaylar için beter olmak yerine, böyle olması gerektiğini düşünmeliyim. Ne daha azını düşünmeli, ne de daha fazlasını istemeliyim. Neyse o. Nasılsa, o kadar.
Hayatın güzelliklerini yakalamalıyım. Fotoğraf makinem ne için duruyor? Böyle bir mucizeye sahipken değer bilmiyorum resmen!
Yalnız kalmak için, anlattığımda aklınızın hayalinizin duracağı şeyleri bir kenara bırakmalı, yalnızlık aşkımı bir kenara bırakmalıyım. Çok acı, fakat yapmalıyım.
28 Kasım 2014 Cuma
insan aynı kanar.
Farkındayım ne kolay ne de hoş bu husumetler. Korna sesleri karışıyor fren seslerine, hiçbir şey durmuyor ve köşedeki sarı şapkalı çocuk ağlıyor yere düşen kakaolu dondurmasına, her dükkandan farklı sesler yükseliyor hem de müzik diyorlar buna, ardından üst komşu hapşuruyor ve ben de kulaklıklarımı takıyorum.
Karşı kaldırımdaki yaşlı adamın gözlerindeki koyu hüzünle ve alnından yanaklarına süzülen ter damlacıklarıyla oturup ayakkabılar silmesini izleyemiyorum daha fazla ve önünden kıkırdaşarak geçen genç kızları pembe eteklerinden asasım geliyor çarşının göbeğine.
Mendil satan küçük mutsuz meleklerin yırtık pantolonlarını daha fazla kaldıramıyor yüreğim, yanımdan geçen çöpçü çocuğun arkasındaki koca beyaz çuvala atlayıp kaçasım geliyor buralardan.
Ne ağıt duymaya ne de düzgün cümleler kurabilmeye mecalim, ne etrafıma daha fazla bakabilmeye cesaretim var.
Mide bulandırıcı şu dünyayı şizofrenliklerinizle daha ne kadar hoş göstermeye çalışacaksınız? Çünkü pencerenin öbür tarafları şu görüntüleri cennet kılıyor.
Hepimizin acıları var, fakat her insan aynı kanar.
sigara yakıyorum
Yine bir sigara yakıyorum, ağlayamamak bunu gerektiriyor çünkü. Yüzüme dökülen yağmur damlalarını siliyorum, sımsıkı tutmadığın ellerimle. Ellerim kanıyor, içim kadar. Sen kadar bir şarkı mırıldanıyor dudaklarım, kendi omzuma yaslanıyorum. Asla sarılmayacaksın bana, ben de sarmıyorum kırık dökük bedenimi. Üşüyorum. Hissetmezsin. Şeytan kadar çirkinim, şeytan kadar öfkeli. Ağlayamıyorum diye yağıyor yağmur, en çok içime. Uyuyamıyorum, sevmek bunu gerektiriyor çünkü. Ölüyorum, sen bunu gerektiriyorsun çünkü.
27 Kasım 2014 Perşembe
Boktan
Günaydınlar boktan dünyanın boktan insanları! Şu güneşe bir bakın! Beton yığınlarından görebilecekseniz lakin! Kuşlar! Çöplüklerin başında ve katiyen cıvıldamayan kuşlar! Haydi şimdi kahkahalarla halattan ebedi kolyeler takma vakti!
Çatı katı
Çatı katı olan bir pansiyon buldum. balkonuna oturup bir sigara yaktım. Gökyüzüne baktım mavi ılık bir gündü. Hemen aşağıda bir yerden bir yere telaşla koşturan insanlar, gökyüzü alabildiğine sakin. bağırmak geldi içimden; koşmayın bir yere varamayacaksınız hep aynı
şeyleri tekrarlayıp duracaksınız.. Bağırmadım, Sigaramı içmeye devam ettim.
şeyleri tekrarlayıp duracaksınız.. Bağırmadım, Sigaramı içmeye devam ettim.
26 Kasım 2014 Çarşamba
Bilmiyorum işte karışık.
bilmem. şu dünyaya niye geldim. evlerinizde telaşlı, aklınızda uyumsuz, memnuniyetsiz, yabaniyim. beni çanta olarak yanınızda taşımanız için aradığınız özelliklerin hiçbirine sahip değilim. düşünceleriniz doğru aslında fakat fazlasıyla eksik.. ne iyi bir akrabayım. ne de eli çenesinden düşmeyen, sürekli gülen ama gülerken gerçekten mutlu olduğundan emin olmayan, dünyanın etrafında döndüğünü düşünecek kadar korkak, cesareti sonbahar yaprağında gizli olan arkadaşınızım. beni aranıza almanızı, sizinle oyunlar oynamayı hiçbir zaman beklemedim. çünkü sizi tanımıyorum, tanıyamıyorum. üzülmeli miyim bilmiyorum. günlerim yitik ülkelerde hapis hayatı yaşıyor. ruhum karanlık bir ormanın kuytusundaki sessizlikte, kendini yırtarcasına inliyor. kendimi yarı yolda bırakıyorum. bunu, dehşet ve aşkla hissetmemdir, yapmamın nedeni. ben konuşana kadar; bu defa kasıtlı olarak susturuyorum sizleri, gidiyorum. arada bir dönüşlerim size olan özlemimden değil; kaygılardan ibaret dünyanızdaki serzenişleri alıp, acıkan karanlığımı beslemek içindir. sizi sevmiyorum, sevmem için bana bahşettiğiniz bir nedeniniz bile yok. size olan yakınlığım -tıpkı- bir ölüyü arada mezarı başında ziyaret etmenize benziyor. gözlerim kör. acımadan kor demirlerle deldiniz onları. sizi görmüyorum. yalnız, söylemek istediğim birşey var. donuk bakan gözlerimin yorgun damarlarındaki ferini de söküp almadınız, belki yapmalıydınız, en önemli kısmı atlamamalıydınız. beni öldürmeliydiniz. oysa, yaralayıp iyileşmem için bir kenara ittiniz. düşmelerim ardından kalkmalarım; yenilgilerim ardından kabul edişlerim; hemen sonra başkaldırışlarım, kanadım yokken kanat takmalarım; sonrasında kendi kanadımı haykırarak binbir yakarışla kırmalarım.. en sevdiğiniz oyuncağınızı çalmak için niyetliyim sadece. siz onu ararken zamanın ıslak, ağır, üzerinde mantar çıkmaya yüz tutmuş eyerini giyindim, ipler de benim elimde. hepiniz hikayemin farklı birer parçası, kahramanları oldunuz. ve tüm çıplaklığıyla görüyorum ki, siz ne oyuncağı bulabiliyor ne de zamanı doğru kullanabiliyorsunuz. savaşlar, açlık, kıtlık, hırs, sahte tanrılar, ambargo, salgın hastalıklar vb. bahsettiklerim, sizin birbirinize sürekli verdiğiniz hediyeler.. oyuncak anlayışınızdan iğreniyorum, hepinizden nefret ediyorum. midemi bulandırıyorsunuz. kimseyi sevmiyorum ruhumun dehlizinden başka..
sokaklar
Bazen yalnız yürürsün sokaklarda.
Tek başına değilken bile yalnızsındır.
Daha önce değeli insanlarla beraber gittiğin yerleri görmek istemezsin, görmezden gelirsin.
Hızlı adımlar atarsın okula giderken ve farklı yol kullanırsın eve giderken.
Hatırlamak istemezsin.
Hatırlamak istemediğini aklında tuttukça hatırlarsın aslında.
Ve ne yaparsan yap yalnızlık bir adım uzakta.
Tek başına değilken bile yalnızsındır.
Daha önce değeli insanlarla beraber gittiğin yerleri görmek istemezsin, görmezden gelirsin.
Hızlı adımlar atarsın okula giderken ve farklı yol kullanırsın eve giderken.
Hatırlamak istemezsin.
Hatırlamak istemediğini aklında tuttukça hatırlarsın aslında.
Ve ne yaparsan yap yalnızlık bir adım uzakta.
Etiketler:
#ahsucahilinsanlar,
çay,
Onur Güneş,
yazmak
Bildiğim kelimeleri bilmediklerime değiştim bu gece.Korkak ellerimi senden kaçırdım.
Yine unuttum adımı, yaşımı
günümü ve ardımı.
Yorgun bir defter buldum masamın üstünde.
Bomboş sayfaları gözyaşı kokuyor.
Kendimi uzun ve siyah bir sokağa attım bu gece.
Gözlerim gökyüzünde ayın ışığına takılmış.
Düşüncelerim sanki benden bağımsız.
Yürümek özgürlük.
Yaşlı gözlerimi senden kaçırdım bu gece.
Bir kez daha ‘gücüm yok’ demeden kelimeleri yuttum.
Yine kırıldım sözcüklerinden, gülümsemenden.
Yine kıvrıldım belimden, çektim dizlerimi karnıma.
Sözcüklere, gözyaşlarına
hırkalara, yorganlara
şu ışıklı sokaklara
sürekli düşüp düşüp yeniden kalkmalara
ve dindiremediğim şuradaki ağrıya küstüm bu gece.
Kendimi lunaparkta unutulmuş buldum bu gece.
24 Kasım 2014 Pazartesi
Bir bulut olsam
Bir bulut olsam keşke; Pamuk kadar yumuşak içine girdin mi hava kadar şeffaf. Bazen bankta el ele tutuşan sevgililerin şeklini alsam bazen bir parktaki küçük çocuğun salıncaktaki mutluluğunun şeklini alsam elinde bir şişe şarapla ağlayan yalnız bir kadının şekli mesela, hiç ses çıkarmasam sessiz sessiz gitsem gelsem ama bazen insanlara kızsam ve gök gürültüse bazende sen aklıma gelsen düşünsem seni ağlasam orda göz yaşlarım yağmur olsa.
Onur Güneş
Onur Güneş
Sevgilimden notlar.
Yalnızlık kaçtı sen dokununca hiçliğimin içine ve kelimeler, onlar ilk kez bu denli yorgun, bir araya getirmesi zor. İçi çürümüş adamların salyaları akıyor sanki bedenimden, sen bakışlarındaki öfkeyle ve hazla üşütüyorsun ertelenmiş çocukluğumu.
Bahar temizliği yapıyorum zihnimin derinliklerinde, küflenmiş anıları birer birer siliyorum ruhumun el yazması sayfalarından, üzerime sinen yanmış et kokusu sızlatmıyor artık burnumu, içimin camlarını açıyorum sonuna kadar. Sil baştan değil, en baştan başlıyorum yaşamaya...
Sokak kedilerine, behçemdeki ortancalara, denize, aya, sek sek oynamayı unutmayan çocuklara, gülüşü hüzün kokan kadınlara, siyaha, şiire ve geceye selam olsun bu sabah!
Sevgilimden notlar.
siz istedikten sonra
En basidin den içinden 8 tanesini yapabilirsiniz hayır ne kaybedersiniz ki siz istedikten sonra tadını çıkardıktan sonra..
Siyah bavul. Mavi bavul.
Evet ben artık çok başka biriyim yada oldum bilmiyorum.
Şimdi bir seyahate çıkıyorum yada buraları terk ediyorum bilmiyorum.
Ruhum bedenimde bağımsızlığını ilan etmiş ve kopmuş.
Elimde 2 bavulumla çıkıyorum yola.
Sağ elimdeki bavul mavi sol elimdeki siyah bir bavul.
Belli ki mavi olanı sendin.
Bir sabahın gökyüzü kadar temiz huzurlu ve kusursuz.
Siyah bavul gecenin zifiri karanlığı misali.
Çaresiz ıssız kararsız ışıksız bir başına kalmış.
Evet belliydi siyah olan bavul bendim.
Şimdi bir seyahate çıkıyorum yada buraları terk ediyorum bilmiyorum.
Ruhum bedenimde bağımsızlığını ilan etmiş ve kopmuş.
Elimde 2 bavulumla çıkıyorum yola.
Sağ elimdeki bavul mavi sol elimdeki siyah bir bavul.
Belli ki mavi olanı sendin.
Bir sabahın gökyüzü kadar temiz huzurlu ve kusursuz.
Siyah bavul gecenin zifiri karanlığı misali.
Çaresiz ıssız kararsız ışıksız bir başına kalmış.
Evet belliydi siyah olan bavul bendim.
Biraz kurgu birazda gerçekçi yaşanmış bir anım.
Sınıfımı değiştirdim artık bambaşka biri olduğumun farkındayım 1 senedir aklımdakiler yapacaklarım bir bir işliyor düzenli olarak bir senedir bi yandan da aman eski arkadaşarım görmesin bu halimi diyorum bu kadar değiştiğimi sınıfta çok sessiz sadece gerektiğinde konuşan sürekli kalemini çeviren fazla kimseyle arkadaşlık kurmayan yanımda oturan çocukla bile fazla samimi olmayan biriyim. 5 ay geçti aradan. Okuluma sınıfıma iyice alıştım herkesi tanıyorum artık kimin nasıl biri olduğunu analiz ettim ama onlar benim sadece ismimi biliyor o kadar, bi gün okul çıkışı bi yerde çay içmek istedim hafif tatlı bir yağmur yağıyor. 2 kız "onur nereye" dediler bende " bi yerde çay içmeye gidiyorum" dedim işte burda başlıyor kumpasları.
Merve: Bizde bir şeyler içmeye gidiyorduk istersen beraber gidelim hem konuşmuş oluruz.
Ben: Olur. Yalnız benim fazla vaktim yok 1 saate kalkarım.
Elif: Tamam sorun değil bizde senden sonra kalkarız eheheh:))
Ben: E iyi tamam o zaman benim bildiğim bir yer var oraya gidelim sizin için sakıncası yoksa.
Merve: Olur olur sorun değil :))
(Belli ki ağzımdan laf almaya çalışacaklar anladım zaten başından beri.)
Oturduk Kadıköy de bir çay ocağına kızlar pek alışamadı zaten sandalyelere falan etrafa bakınıyorlar.
Ben: Sadri ustam 3 çay biri büyük demli olsun dedim.
Elif: Imm şey ben cappuccino alayım. ( dedi!)
Ben: Abi sen bize 3 çay ver!
Merve: Neyse içelim o zaman.
Ben: Eee kızlar anlatın bakalım nasılsınız napıyorsunuz neler yaparsınız? (diyerek çayımı yudumladım.)
Elif: Imm ben 18 yaşındayım Çengeeelköy de oturuyorum öyle kafama göre takılıyorum, bu okula zorla geldim ya babişin zoruyla eski okulumdan atıldım:( bizim sınıftaki çocukları hiç sevmiyorum ya daha yeni ilk defa bizim sınıftan biriyle dışarı çıktık oda sensin sende pek sessiz biri olduğun için :))
Merve: Evet bence de bizim sınıftakiler çok barzo yaa! Bende 18 yaşındayım Çamlıca da oturuyorum aynen bu okula Elif gibi zorla geldim baba zoruyla eski kolejimden atıldım off napcaz bu okulda ya:(
Elif: Eee sen anlat birazda?
Ben: Bende işte burda Kadıköy de oturuyorum. 18 yaşındayım tek başıma yaşıyorum bu okula liseyi bitirmek için geldim bu son senemiz bakalım neler olacak.
Merve: Hımm. E ama sen çok sessizsin ya sınıfta falan bakıyorum bazen kimsenin yanına gitmiyosun kimseden bir şey istemiyosun sadece derslerde derslere katılıyosun o kadar.
Elif: Bence dee şahsen ben seni hiç birine böyle hararetli bir şey anlatırken görmedim konuşmayı pek sevmiyorsun galiba yoksa sınıftakileri mi sevmedin bizim gibi ;)
Ben: Bilmem gitmeli miyim? yoo seviyorum sınıfımdaki insanları bu onlarla çok samimi onlara bir şeyler anlatmam anlamına gelmiyor sadece sarıdan insanlar okadar normal yani doğal.
Elif: Ya seni sormak yanındaki çocuğun yanına gittim sordum işte onur nasıl biri tek senle konuşuyo oda sadece derste konuşuyo ne diyo mesela neler anlatıyor dedim. Aynen böyle dedi " ya mal ya çok saf biri benden bir şey isteme sadece silgi istiyo o kadar he bişey anlatmıyor kendisi ile ilgili ama işin garibi kimsenin bilmediği soruları kendisi biliyo benim kulağıma bak şu sorunun cevabı böyle böyle kalk de hocaya diyo fark etmişsinizdir ben derse çok katılırım ama saf hepsini bana diyo eheheh:)"
Merve: Bak görüyo musun onun yanında ki çocuk nasıl bir şeytan nankörün biri sen ona yardım ediyosun o arkandan neler diyor.
Ben: Yo aslında şaşırmadım tahmih ettim böyle biri olduğunu ve böyle şeyler diceğini yani bunlarıda göze alarak ona yardım ettim çünkü fark ediyordum zaten ben ona cevapları söylerken ona ilk 1 2 saniye bana bakığ hafif tebessüm edip ayağa kalkıyordu cevaplıyodu yani içinden gülerek mal bu çocuk ya diyip kalkıyordu şimdi siz böyle anlatınca düşündüklerim tamammen doğrusallaştı.
Elif: Ne yani sinirli değil misin ona? artık oturmaya devam mı ediceksin?
Ben: Evet sinir değilim yani neden sinirli olayım biliyordum zaten çocuğu, sadece acıdım hiç bir şey bilmediği için ve gözüme sene sonunda ki karnesi geldi benim bildiklerimi ona söyleme gereği buldum boş ver sizde kasmayın bu kadar.
Merve: Vay be. Eee sevgilin var mı peki ?
Ben: Bilmem var gibi mi duruyorum ?
Elif: Bence var.
Ben: Yok.
Merve: Bu arada motorun güzelmiş sade şirin hep motorla mı gezersin. ?
Ben: Evet vakit buldukça.
Elif: Sen neden bir şey sormuyorsun bizim hakkımızda.
Ben:Bilmem pek merak etmiyorum doğrusu.
(İkisi de benden bi soğudu şu an)
Elif:Ya artık beraber takılalım mı ben sevdim seni bizim gibisin hani takılırız falan okulda;)
Ben:Yo ben pek sanmıyorum sizin gibi olduğumu siz takılın bulmuşsunuz işte birbirinizi.
Merve: Bu arada sosyal medya hesaplarına baktım özellikle blogların da çok dolaştım baya iyi şeyler yazıyorsun ya bana da bi şiir yazsana :)) ?
Elif: Bana da bana da. Ay parası neyse veririm :))
Ben:Siz sanatı parayla satın almaya mı çalışıyorsunuz iyi misiniz kızım siz? Kalkın gidin şu masadan lütfen hadi.
Merve: Ukala. Sen hep böyle soğuk mu konuşursun ya?
Ben: Peki ben size bi soru sorayım siz hep böyle meraklı mısınızdır karşınızdaki insan hakkında? Yani anlamadım sanıyorsunuz ama deminden beri benim hakkımda daha derin şeyler öğrenmek istiyorsunuz çok akıllısınız harbiden de.
Ben:Tamam sorun istediğinizi cevaplıcam sorun hadi ama bittikten sonra sonsuza kadar susacaksınız benim ile ilgili.
Merve: Tamam kızma ya biz sadece merak ettik seni sınıfta öyle farklı durunca sesiz konuşmaz falan.
Ben: Ha tüm merakınız benim sesizliğim ve o uyanık görünümlü zavallı çocuğa saf gibi yardım etmem mi. Tamam anlatıyım o zaman;
Baya dır tek başıma dolaşıyorum çok samimi olduğum beni çok iyi değilde iyi tanıyan insanlar- arkadaşlarımı uzun bir aradan sonra gördüğümde 3 5 gün onlarla vakit geçirdiğimde bana dedikleri tek şey şu "sen baya baya değişmişsin olum ne olmuş sana önceden hiç böyle değildin nedir seni değiştiren sebep yahut kişi" evet doğrudur değiştim aslında pek ciddi bir sebep yok hayat veya insanlar diyelim: Bundan 1 yıl önce çok konuşurdum böyle hiç susmazdım her şeye bir cevabım vardı onun için bana psikolog veya avukat derlerdi vs. vs. şöyle 1 ay falan düşündüm de şu ana kadar hiç susmadım da ne oldu insanları hep güldürdüm de veya hep bir şeyler anlattım da ne oldu yine aynı şeyler yine aynı dert sıkıntı vb. Bakın insanlara ne kadar dertlerinizi ne kadar sıkıntılarınızı anlatırsanız boşuna çünkü onlar sizi dinlemezler anlamazlar. Anlıyormuş gibi yaparlar yada anlamadıkları şeylerle anca dalga geçerler. Ben her zaman doğruları konuşurdum hep bir şey yaşadıysam bir şey anlatıyorsam onu en sade şekliyle ve hiç bir abartı yalan koymadan anlatırdım karşımdakinin cevabı neydi biliyor musunuz " hadi lan oradan yalan söyleme" yada "yürü lan kendini övme bize" işte sonuç bu insanlar hep basit sıradan şeyler ile yaşadıkları için ufuklarını açmadıklarını için daha geniş daha güzel düşünmedikleri için hep güzel mükemmel şeyler onlara hep yalan veya imkansız uçuk bir şey gibi geliyor halbuki benim anlattıklarım çok sade ve sıfır yalansız. "Başkalarının beni anlamaması pekâlâ umurumda. Anlaşılmak istediğim insanlar var. Ne var ki, bence başkalarının bir dereceye kadar beni anlamamaları, kaçınılmaz. Ben onların beni anlamasını sağlamaya uğraşmaktan vazgeçtim. " Neden insanlara bir şey inandırmak yada bir şeyleri anlatmak için çabalayayım ki zaten karşımda ki bana inanmaya sıradan insan hayatı bitmiş tükenmiş bir insan her zaman sürüye uyacak hiç bir zaman tek başına bir şey düşünemeyecek kendi bildiğini yapamayacak her zaman başkasını dinleyecek veya başkasına muhtaç kalacak hep birileri onu idare edecek oynatacak sürüye katılan bir koyun olacak oda neden böyle salak bir topluma kendimi veya kendim ile ilgili yaşanmış olayları anlatma çabasına gireyim ki o zaten beni söyleyeceklerimin bitmesi için dinliyor komikse hafif yalandan bi tebessüm ediyor dramatik bir şeyse yalandan vah kardeşim çok üzüldüm ya diyip geçiyor işte tüm olay bundan ibaret bende artık sessiz kalmayı tercih ettim çok konuşmamayı gerektiğinde böyle haksızlık bir durumda veya yardım edilecek durumlarda konuşmayı tercih ettim çokta iyi bir karar verdiğimi düşünüyorum yani sizin gibi meraklı insanlar varsa beni durdurup sormayı bıraksın bunu okusun.
Merve: Bizde bir şeyler içmeye gidiyorduk istersen beraber gidelim hem konuşmuş oluruz.
Ben: Olur. Yalnız benim fazla vaktim yok 1 saate kalkarım.
Elif: Tamam sorun değil bizde senden sonra kalkarız eheheh:))
Ben: E iyi tamam o zaman benim bildiğim bir yer var oraya gidelim sizin için sakıncası yoksa.
Merve: Olur olur sorun değil :))
(Belli ki ağzımdan laf almaya çalışacaklar anladım zaten başından beri.)
Oturduk Kadıköy de bir çay ocağına kızlar pek alışamadı zaten sandalyelere falan etrafa bakınıyorlar.
Ben: Sadri ustam 3 çay biri büyük demli olsun dedim.
Elif: Imm şey ben cappuccino alayım. ( dedi!)
Ben: Abi sen bize 3 çay ver!
Merve: Neyse içelim o zaman.
Ben: Eee kızlar anlatın bakalım nasılsınız napıyorsunuz neler yaparsınız? (diyerek çayımı yudumladım.)
Elif: Imm ben 18 yaşındayım Çengeeelköy de oturuyorum öyle kafama göre takılıyorum, bu okula zorla geldim ya babişin zoruyla eski okulumdan atıldım:( bizim sınıftaki çocukları hiç sevmiyorum ya daha yeni ilk defa bizim sınıftan biriyle dışarı çıktık oda sensin sende pek sessiz biri olduğun için :))
Merve: Evet bence de bizim sınıftakiler çok barzo yaa! Bende 18 yaşındayım Çamlıca da oturuyorum aynen bu okula Elif gibi zorla geldim baba zoruyla eski kolejimden atıldım off napcaz bu okulda ya:(
Elif: Eee sen anlat birazda?
Ben: Bende işte burda Kadıköy de oturuyorum. 18 yaşındayım tek başıma yaşıyorum bu okula liseyi bitirmek için geldim bu son senemiz bakalım neler olacak.
Merve: Hımm. E ama sen çok sessizsin ya sınıfta falan bakıyorum bazen kimsenin yanına gitmiyosun kimseden bir şey istemiyosun sadece derslerde derslere katılıyosun o kadar.
Elif: Bence dee şahsen ben seni hiç birine böyle hararetli bir şey anlatırken görmedim konuşmayı pek sevmiyorsun galiba yoksa sınıftakileri mi sevmedin bizim gibi ;)
Ben: Bilmem gitmeli miyim? yoo seviyorum sınıfımdaki insanları bu onlarla çok samimi onlara bir şeyler anlatmam anlamına gelmiyor sadece sarıdan insanlar okadar normal yani doğal.
Elif: Ya seni sormak yanındaki çocuğun yanına gittim sordum işte onur nasıl biri tek senle konuşuyo oda sadece derste konuşuyo ne diyo mesela neler anlatıyor dedim. Aynen böyle dedi " ya mal ya çok saf biri benden bir şey isteme sadece silgi istiyo o kadar he bişey anlatmıyor kendisi ile ilgili ama işin garibi kimsenin bilmediği soruları kendisi biliyo benim kulağıma bak şu sorunun cevabı böyle böyle kalk de hocaya diyo fark etmişsinizdir ben derse çok katılırım ama saf hepsini bana diyo eheheh:)"
Merve: Bak görüyo musun onun yanında ki çocuk nasıl bir şeytan nankörün biri sen ona yardım ediyosun o arkandan neler diyor.
Ben: Yo aslında şaşırmadım tahmih ettim böyle biri olduğunu ve böyle şeyler diceğini yani bunlarıda göze alarak ona yardım ettim çünkü fark ediyordum zaten ben ona cevapları söylerken ona ilk 1 2 saniye bana bakığ hafif tebessüm edip ayağa kalkıyordu cevaplıyodu yani içinden gülerek mal bu çocuk ya diyip kalkıyordu şimdi siz böyle anlatınca düşündüklerim tamammen doğrusallaştı.
Elif: Ne yani sinirli değil misin ona? artık oturmaya devam mı ediceksin?
Ben: Evet sinir değilim yani neden sinirli olayım biliyordum zaten çocuğu, sadece acıdım hiç bir şey bilmediği için ve gözüme sene sonunda ki karnesi geldi benim bildiklerimi ona söyleme gereği buldum boş ver sizde kasmayın bu kadar.
Merve: Vay be. Eee sevgilin var mı peki ?
Ben: Bilmem var gibi mi duruyorum ?
Elif: Bence var.
Ben: Yok.
Merve: Bu arada motorun güzelmiş sade şirin hep motorla mı gezersin. ?
Ben: Evet vakit buldukça.
Elif: Sen neden bir şey sormuyorsun bizim hakkımızda.
Ben:Bilmem pek merak etmiyorum doğrusu.
(İkisi de benden bi soğudu şu an)
Elif:Ya artık beraber takılalım mı ben sevdim seni bizim gibisin hani takılırız falan okulda;)
Ben:Yo ben pek sanmıyorum sizin gibi olduğumu siz takılın bulmuşsunuz işte birbirinizi.
Merve: Bu arada sosyal medya hesaplarına baktım özellikle blogların da çok dolaştım baya iyi şeyler yazıyorsun ya bana da bi şiir yazsana :)) ?
Elif: Bana da bana da. Ay parası neyse veririm :))
Ben:Siz sanatı parayla satın almaya mı çalışıyorsunuz iyi misiniz kızım siz? Kalkın gidin şu masadan lütfen hadi.
Merve: Ukala. Sen hep böyle soğuk mu konuşursun ya?
Ben: Peki ben size bi soru sorayım siz hep böyle meraklı mısınızdır karşınızdaki insan hakkında? Yani anlamadım sanıyorsunuz ama deminden beri benim hakkımda daha derin şeyler öğrenmek istiyorsunuz çok akıllısınız harbiden de.
Ben:Tamam sorun istediğinizi cevaplıcam sorun hadi ama bittikten sonra sonsuza kadar susacaksınız benim ile ilgili.
Merve: Tamam kızma ya biz sadece merak ettik seni sınıfta öyle farklı durunca sesiz konuşmaz falan.
Ben: Ha tüm merakınız benim sesizliğim ve o uyanık görünümlü zavallı çocuğa saf gibi yardım etmem mi. Tamam anlatıyım o zaman;
Baya dır tek başıma dolaşıyorum çok samimi olduğum beni çok iyi değilde iyi tanıyan insanlar- arkadaşlarımı uzun bir aradan sonra gördüğümde 3 5 gün onlarla vakit geçirdiğimde bana dedikleri tek şey şu "sen baya baya değişmişsin olum ne olmuş sana önceden hiç böyle değildin nedir seni değiştiren sebep yahut kişi" evet doğrudur değiştim aslında pek ciddi bir sebep yok hayat veya insanlar diyelim: Bundan 1 yıl önce çok konuşurdum böyle hiç susmazdım her şeye bir cevabım vardı onun için bana psikolog veya avukat derlerdi vs. vs. şöyle 1 ay falan düşündüm de şu ana kadar hiç susmadım da ne oldu insanları hep güldürdüm de veya hep bir şeyler anlattım da ne oldu yine aynı şeyler yine aynı dert sıkıntı vb. Bakın insanlara ne kadar dertlerinizi ne kadar sıkıntılarınızı anlatırsanız boşuna çünkü onlar sizi dinlemezler anlamazlar. Anlıyormuş gibi yaparlar yada anlamadıkları şeylerle anca dalga geçerler. Ben her zaman doğruları konuşurdum hep bir şey yaşadıysam bir şey anlatıyorsam onu en sade şekliyle ve hiç bir abartı yalan koymadan anlatırdım karşımdakinin cevabı neydi biliyor musunuz " hadi lan oradan yalan söyleme" yada "yürü lan kendini övme bize" işte sonuç bu insanlar hep basit sıradan şeyler ile yaşadıkları için ufuklarını açmadıklarını için daha geniş daha güzel düşünmedikleri için hep güzel mükemmel şeyler onlara hep yalan veya imkansız uçuk bir şey gibi geliyor halbuki benim anlattıklarım çok sade ve sıfır yalansız. "Başkalarının beni anlamaması pekâlâ umurumda. Anlaşılmak istediğim insanlar var. Ne var ki, bence başkalarının bir dereceye kadar beni anlamamaları, kaçınılmaz. Ben onların beni anlamasını sağlamaya uğraşmaktan vazgeçtim. " Neden insanlara bir şey inandırmak yada bir şeyleri anlatmak için çabalayayım ki zaten karşımda ki bana inanmaya sıradan insan hayatı bitmiş tükenmiş bir insan her zaman sürüye uyacak hiç bir zaman tek başına bir şey düşünemeyecek kendi bildiğini yapamayacak her zaman başkasını dinleyecek veya başkasına muhtaç kalacak hep birileri onu idare edecek oynatacak sürüye katılan bir koyun olacak oda neden böyle salak bir topluma kendimi veya kendim ile ilgili yaşanmış olayları anlatma çabasına gireyim ki o zaten beni söyleyeceklerimin bitmesi için dinliyor komikse hafif yalandan bi tebessüm ediyor dramatik bir şeyse yalandan vah kardeşim çok üzüldüm ya diyip geçiyor işte tüm olay bundan ibaret bende artık sessiz kalmayı tercih ettim çok konuşmamayı gerektiğinde böyle haksızlık bir durumda veya yardım edilecek durumlarda konuşmayı tercih ettim çokta iyi bir karar verdiğimi düşünüyorum yani sizin gibi meraklı insanlar varsa beni durdurup sormayı bıraksın bunu okusun.
Toplum içi
Toplum içinde nasıl yaşaman gerektiğini sen değil de toplum belirliyorsa sen hiç yaşamıyorsun bir şeyler yanlış gidiyor demektir.Kalabalıklar arasında bazen gökyüzüne bakıp “Neden Buradayım ?” diye soruyorsan ise anlam arıyorsun demektir.İnsan topluluklarının arasından onlara gözükmeden var olduğunu fark ettirmeden geçip gitmek onlardan olmadığını düşünmek basiretine karşı gelmemek bunların hepsi bir tercih.Çoğu zaman yaptığımız şey.Herkese göre doğru olanı değil bize göre mantıklı geleni yapmak.Diğerlerini yani insanları önemsememek kolay değil.Bunu kolay kolay nefes alan her cismin yapacağını sanmıyorum.Bir kaç istisna hariç mesela ben gibi.Zaten bu dünyada istisna olmak için yaşamak gerek değil mi ? evet öyle aynen öyle.Doğru yolda mıyız ? kendimize göre.Sıkıntı varsa kendi içimizde.İnsanlara gerçek iç dünyanızı anlatmayın tavsiye.
yürümeyi özlemişim.

uzun bir süredir evden çıkmıyordum yeni kitabımın telaşındayım şu sıralar bitirme aşamasındayım (niye bu kadar merak ediliyor anlamıyorum bu kadarını da tahmin etmiyordum zaten),bir hava alayım insan içine çıkayım dedim yürüyorum işte asmalı mescit de oturdum bi evin merdivenine bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz; Keşke diyorum çok sevilen tanınan popüler bir ünlü olsam ben öldükten sonra yazdığım yaptım kullandığım her şeyi evimin içinde müze olarak kalsa bu müzede elde edilen gelir ile farklı farklı engelli vakıflara bağışlansa yada sokaklardaki evsiz insanlara aylık bölüştürülse ne kadar imkan olacaksa işte, bu yapmak istediğim ile sizin beğeninizi çekmek ilgilinizi çektiğimi düşünüyorsanız umrum da bile değilsiniz bu sadece bir istek size göre hayal belki, bazende çok popüler biri ünlü olduğumda her kes gibi sıradanlaşmak istemiyorum. Ve gitmem gerekiyordu demek. Kendi evimden bile uzaklaşabilmek aruzusuyla yollara koyulmak. Sahi benimle bu denli yakın olan insanlar nasıl oldu da birden değişebildi ? Belki anlarlar umuduyla pek çok vakit geçirmiştik. Neden kimse bu konu da çabalamadı ? Şimdi bana olduğumdan farklı gözlerle bakmalarına içerliyordum. Ben buyum, değişemezdim. Sırf onların istemediği biri gibi davrandığım içindi bu kaçış. O an anladım ki bakışlarındaki yabancı bendim. Evet ilk defa o gözlerde görmüştüm gerçekleri bilhassa daha önce saklanmış duygular şimdi ortaya çıkmıştı. Ama biliyordum, bize ne kadar yakın olursa olsun kimse bir başkasını anlayamazdı. İlk defa içimde buruk bir hüzünle dışarı çıktım. Rüzgar suratıma çarpmasa ağlamayacaktım. Bırak der gibi suratıma vurdu gerçekleri, adımlarım kim bilir kaç kilo çekerdi. Ben işte ben ! ilk defa kalarak gittim. Ama en kötüsü bir adım atsanız sarılacağınız insanların sizden kilometrelerce uzak olması. Velhasıl bugün gerçekten yürümeyi özlemişim.
23 Kasım 2014 Pazar
Gel bi çay içelim
İstanbul’da buram buram yalnızlık var oysa.. Sürekli yazarım kendimi var etme çabası içindeyim, sığındığım şiirlerden öğrendim vazgeçmemeyi o yüzden gel bir şeyler kaybetmeyelim iki çay içelim bu gece .
Çayın yeri zamanı mevsimi olur mu hiç, ki karşılıklı çay içsek iyi gelmez mi ikimize ? Zaten kıtalarca bir yalnızlık taşıyoruz içimizde… Hep muhtaçız iki kelama, sussak belki daha iyi anlaşırız. Karşılıklı susmak. Gözlerden okumak şiiri; şiirin en saf hâli değil midir ?
Çayın yeri zamanı mevsimi olur mu hiç, ki karşılıklı çay içsek iyi gelmez mi ikimize ? Zaten kıtalarca bir yalnızlık taşıyoruz içimizde… Hep muhtaçız iki kelama, sussak belki daha iyi anlaşırız. Karşılıklı susmak. Gözlerden okumak şiiri; şiirin en saf hâli değil midir ?
22 Kasım 2014 Cumartesi
insanlar içimizde hissettiğimiz kadar güzel olamadı hiçbir zaman… biz mi onları “iyi” diye sıfatlandırarak, onlardan çok şey bekledik? yoksa onlara bu sıfat çok mu ağır geldi?insanlara öyle gelişigüzel güvenmemek gerekirmiş, ondan bana zarar gelmez dememek gerekirmiş, o öyle bir şey yapmaz dememek gerekirmiş.. çünkü sonra güveninin içine sıçıyorlar, ondan sana zararın âlâsı geliyor ve son olarak yapmaz dediğin her şeyi gözüne soka soka yapıyorlar.. oturup güvendiğine yanıyorsun, ruhunu delik-deşikken izleyerek…
Verdiğiniz değerin 1sn bile hak etmeyen insanlar var.
hayatımız insanlarla, onlara gerekli-gereksiz verdiğimiz değerlerin bize geri dönüşümüyle sürüp gidiyor… insan değer vermeden yaşayamaz derler, kuşkusuz ki öyle.. birilerine değer vermeden, güvenmeden, inanmadan, sırtımızı yaslamadan, içimizi açmadan yaşayamayız.. insan kendi kendine kalırsa düşündükleriyle bütün ruhunu paramparça edebilir bana göre.. bir süre sonra o kadar çok düşünmeye başlıyorsun ki geldiğin noktada her şey için kendini suçlu çıkartıyorsun.. neden? çünkü değer verdiğin insan bunları yapmış olamaz bize göre.. bu gerçeği görmekten, kabullenmektense kendimizi bizzat kendi içimizde yargılıyor ve suçlu buluyoruz, cezayı kesiyoruz.. acı… oysa ki o yanlışlıkla değerlenen şahsiyetler başkalarının duygularını emmek için ortalıkta bizim çektiğimiz acılardan bi haber dolaşıyor oluyorlar genellikle.. ha bunu görmüyor muyuz? bunu göremeyecek kadar aptal mıyız? tabi ki hayır.. her şeyin öyle bir farkındayız ki bunu sadece söyleyemiyoruz.. kalp kabullenirde dilden çıkmaz işte bir türlü.. bazı şeyleri sesli dile getirişimiz kabullenmemizde en büyük yardımcı değil midir ki? o kişiye değer vermememiz gerektiğini kendi içimizde kabullensek, bunun bir hata olduğunu ve bir daha tekrarlanmaması gerektiğini kabullensek belki de bu savaştan daha az yarayla sıyrılacağız.. üzerine birde ders çıkartacağız.. ama işte bunu yapamıyoruz zaten bunu yapabildiğimiz zamanda o kişiye olan duygularımız ölmüş oluyor.. buna da unutmak deniyor işte.. bunu başarabildiğimiz sürece varız bu dünyada duygu, his, ruh olarak..
21 Kasım 2014 Cuma
Hatırladın mı.
Yeni bir güne yelken açarken
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte,
Aslında erken kalkmam bilenler bilir beni
Fakat önem verdiğim bir işim yoksa erken kalkmam
Senin ile bir diyaloğumuz geldi de aklıma iç geçirdim bir an.
Ayrılmıştık seni asmalı mescit de gördüm bir akşam
Hatırlarsın, sordum: Eşyalarımı attın mı.
Evet attım dedin unutmuşcasına bir tonla.
Peki o eşyaları atarken içinde bende var mıydım? dedim.
Sen eşyaların içinde değilsin ki dedin.
Merak ettim neredeyim;
Sen sol tarafımdasın dedin
Gücün yetecekse sök çıkar yerinden diyerek uzaklaştın.
Bende bağırdım arkandan peki neden hala bu haldeyiz
Hiç bakmadan cevap vermeden devam ettin yoluna
Hatırladın mı.
Onur Güneş
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte,
Aslında erken kalkmam bilenler bilir beni
Fakat önem verdiğim bir işim yoksa erken kalkmam
Senin ile bir diyaloğumuz geldi de aklıma iç geçirdim bir an.
Ayrılmıştık seni asmalı mescit de gördüm bir akşam
Hatırlarsın, sordum: Eşyalarımı attın mı.
Evet attım dedin unutmuşcasına bir tonla.
Peki o eşyaları atarken içinde bende var mıydım? dedim.
Sen eşyaların içinde değilsin ki dedin.
Merak ettim neredeyim;
Sen sol tarafımdasın dedin
Gücün yetecekse sök çıkar yerinden diyerek uzaklaştın.
Bende bağırdım arkandan peki neden hala bu haldeyiz
Hiç bakmadan cevap vermeden devam ettin yoluna
Hatırladın mı.
Onur Güneş
19 Kasım 2014 Çarşamba
Ne hoşçakal diyen gelir geriye, Ne de bırakıp giden. Gidenin aklına vardır elbet bir neden. Bazen sevilmenin yükü ağır gelir, korkudan kaçıp gider. Bazen ise sevmenin anlamı nedir bilmezler. Kalmak zordur; sevmek, sevilmek her insanın başaramayacağı bir şey. Sevince yaralar alır insan. Başkası söylese umrunda olmayacak bir şeyi, sevdiğin söylerse yaralar seni. En son o kadar yara alırsın ki bağlandığın o aşk, senin sonun olur. Gitmek bir gereksinim değildir, seni sevenlerden uzaklaşmak bir ihtiyaç değilidir. sadece acizliktir. Dinlediğin müzikler, binlercesi aşk üzerine yazılmış kitaplar, sözler, şiirler, aşk hakkında çekilmiş olan filimler çoğunda aşkın acısına rastlarsınız, çaresizliği görürsünüz. Aşk, mutlu ettiği kadar süründürür de insanı tıpkı bir uyuşturucu misali. O yüzden yeterli dozda alınması gerekir, kendini kaybettiğin gün aşkta yenildiğin gündür.
Yapmacık insanlar
Bir yeri, bir zamanı, bir nesneyi objeyi, bir aracı özellikle bir canlıyı ve de bir insanı dış görünüşüne göre yargılayan ve ona göre bir takım şeylere kabul eden insanları hiç sevmiyorum sevemedim bir türlü ve ne yazık ki böyle bir sistemin böyle insanların çoğunluklu olduğu bir dünyada yaşıyoruz ve ben asla bir şeyde dış görünüşe bakmam diyipte bakanlar vardır onlarda topluma karşı kendini sansürleterek dış görünüşe en çok bakan insanlardır, ama o saydıklarımda asla insanların dış görünüşüne bakmadan yargılamadan kabul eden insanlar da var işte benim akrabalarım onlardır onlara karşı bir zaafım var her şey yapabilirim onlar için çünkü içleri temiz insanların ve bir amaç veya bir çıkar gütmüyorlar hiç bir zaman.
"Evlenmeden sevişemem" dedi.
"Evlenince haber ver" deyip çıktım
evden. Paketten bir sigara çıkarıp yaktım.
Hava serindi, yeni yeni aydınlanıyordu.
İyi hissediyordum. Kadının cinsel obje olmadığını savunup
aynı zamanda kendini hediye paketi gibi
kocasına sunmak için saklayanlara
tahammül edemiyordum.
"Evlenince haber ver" deyip çıktım
evden. Paketten bir sigara çıkarıp yaktım.
Hava serindi, yeni yeni aydınlanıyordu.
İyi hissediyordum. Kadının cinsel obje olmadığını savunup
aynı zamanda kendini hediye paketi gibi
kocasına sunmak için saklayanlara
tahammül edemiyordum.
Sıcak bi yaz gecesiydi. Yine de içimizdeki ateşin mevsimle pek ilgisi yoktu. Biz çırıl çıplak dans ediyorduk ve henüz Tom Waits bitirmemişti sözünü, boynuma dokunduğunda dudakları; ıslak ve ılık… O an tüm oda, tüm sokak ve hatta tüm şehir; parfümüne bulanmış gibiydi.
Şarkılar sustu,
Seviştik.
Ölümsüzlüğün sırrı o an’da gizlenmişti.
Şarkılar sustu,
Seviştik.
Ölümsüzlüğün sırrı o an’da gizlenmişti.
18 Kasım 2014 Salı
Marjinal Kesitler
Şimdi şu var. İnsan, ruhunu yahut kendini mutlu hissettiği atmosferi, bir anda kaybetmek istemiyor. Kaybetmeyi, belki de sınav sanıyor. Ya da sanmıyor diyelim. Hani zırhından değil falan, yaranın kabuğu denen o şey var ya, her insanın belki de tek kendi. Geçiyor. Geçiyor geçmesine de yıpranıyoruz işte biz o sıra. Geliyor, geliyor gelmesine de, eriyoruz işte o an. Ya da, bir bakıyoruz, bir olmuşuz derken, bir ölüyoruz. Bir bakıyoruz, şiiriz. Bir bakıyoruz, yağmur. Hangi damla olsak, hangi yere damlasak diye düşündükçe bile belki, bir anlam arıyoruz. Sahne üzerinde kurtuluyorum bundan. İnsanları sevmeme yahut dinginleşme aşaması değil bu. Sahne üzerinde duruluyorum bundan. Kayıp diye değil bu. Kendimde aranıyorum belki. Oynamaya çık, oyna, seyirci izlesin, beğensin, alkışını al, otur. Sonra? Herkes gidince? İşte sanırım o zaman başlıyor asıl sahne. Asıl hayat. Kendi ruhumuzu taşırken, ruhu oluyoruz taşınanın. Yahu ne biliyim anlatmanın, anlamlar arası yolculuğunda kalıyoruz. Kahve söylüyoruz. Unutuyoruz. Soğuyor. İçmiyoruz. Öykünüyor ruhumuz, öykü diyor ruha. Anlatmak. Anlatınca kurtulmak. Belki de beslendiğimiz şey bize mutluluk veriyodur. Mutsuzluk diyor şair. Mutsuzluk da bir şekilde mutlu eder. Yıpranış, hayatın önemli objesi der durur iken, okuyup duruşlarımızdan. Hal bu ya, tan oluvermişiz. Arayışlarda, her insan giderken, asılmış düşerken uçurumdan, saçlara. Saçlarından asılırken at beni demişiz, uçurumdan sağlığına, saklılıktan. Düştüysem, sana bakarken düştüm deyince, düşmenin anlamına bir yadigar buluyoruz. Yahut susuyoruz. Susmak, konuşmak, garip şey diyoruz, garipsendikçe. Çığlık en gösterişli susmak bir bakıma, susması bazen sessiz bir çığlık bir kadının diyor Güney, onu dinliyoruz. Peki diyoruz.. Sorgulamakla geçiyor hayat. Acıyla. Anlaşılmazlıkla. Erimeyle. Bir olmakla.. Garip azizim. Garip azizeler.
Marjinal Kesitler
Marjinal Kesitler
15 Kasım 2014 Cumartesi
Bu gecede yine.
Şimdi galata da ki bu meyhane de.
Dibine vurdum yine bu şişemin de.
Ölmek için, ölesiye öldüresiye içtim yine sana.
Ama yine olmadı, olmadı bu gece de.
Her baktığımda nefesimi titreten o köprücüklerin;
Öpülesi. Öpülesi değil mi sence de Samatya.
Kolların huzur yuvası sanki.
Göğüs kafesin küçük ışıltılı dünya.
Kasıklarında uyuduğum bir gece anladım.
Ne desem ne yazsam kendimde bir mucize;
Kendimde bir yaşamak arzusu bulamıyorum..
Dibine vurdum yine bu şişemin de.
Ölmek için, ölesiye öldüresiye içtim yine sana.
Ama yine olmadı, olmadı bu gece de.
Her baktığımda nefesimi titreten o köprücüklerin;
Öpülesi. Öpülesi değil mi sence de Samatya.
Kolların huzur yuvası sanki.
Göğüs kafesin küçük ışıltılı dünya.
Kasıklarında uyuduğum bir gece anladım.
Ne desem ne yazsam kendimde bir mucize;
Kendimde bir yaşamak arzusu bulamıyorum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.png)


















