25 Şubat 2016 Perşembe

İki taraftan biri daha çok.

Allah kahretsin ki hayatta; aşkta iki taraftan biri daha çok sever biri daha çok üzülür biri daha çok… diye bir şey yokmuş aslında. Kimin gönlü kimi çok severse, kimi çok isterse kanı kime hayranlık derecesinde kaynarsa kime yalvaracak derecesinde duygular beslerse kime sade samimi rahat tavırlar beslerse kime bütün bunları gerçekten hissettirmek isterse o karşısında kişi de aynı şekilde bütün bunları noksansız bir hamle ile aynı duyguları yansıtırsa; o ikisi aşkı yaşıyor huzuru doruklarında yaşıyor demektir. Kesinlikle eşit durumda değillerdir biri daha çok biri daha az durumda da değillerdir ölçülmez bu. Fakat derinine inmek gerekirse durum bundan ibarettir. Üzgünüm en acı tarafı da bu gerçeği sindirebilmektir.

14 Şubat 2016 Pazar

Farklı bir mevsim

Gözlerine baktığımda yaşamaya dair bazı pırıltılar görüyodüm. Sen bu kadar yaşamayı istemezken ben bu kadar yaşamayı istemezken biz her gün her gün ölüp dirilirken ben bu sabah senden habersiz gözlerinde senin el yazına benzer iki satır buldum Samatya. “Her şeye dair yaşamak, her şeye dair isteklerin tamamlanması gerekir beraberce. Son zaten bellidir.” Yazıyordu. Gözlerinde ki ormanlık puslu değildi bu sefer. Herkesten, senden benden habersiz mevsim değiştirmişlerdi. Farklı bir mevsim. Belki iki gözünün bile birbirinden haberi bile yok. Biri turuncu beyaz bir renkte bir mevsime bürünmüş. Diğeri ise siyah mavi renklerin hakim olduğu bir başka mevsim boyutu. Bunlar yaşamanın, değişimin ve her şeyin mümkün olacağını sadece gerçekten onu isteyip doğru doğru gitmemizin habercisiydi. Ben bu sabah yine sana gözlerimi açarken ilk defa senden habersiz sen yüce uykuna dalmışken ben gözlerine minnettarlığımı belirttim. İçimde ölen umudu yeniden dirilttiği için mümkünatın sadece bizim isteğimiz çerçevesinde işlediğini gerçekten anlamamı sağladığı için. Bu sabahtan sonra bütün sabahlar bize doğacak sevgilim. Her gece umarım sabahı göremeyiz bu gece son bulur artık demek yerine. Umarım bu gece son bulmaz hemen sabah olup hayatın tadını çıkartmaya devam ederiz. Diyeceğiz sevgilim. Her şey çok güzel olacak. 

10 Şubat 2016 Çarşamba

Acı gerçek: 98764523121

İnsan “her ne yapıyorsa yapsın” bunun bütün sebebinin “dikkat çekmek üzerine” olduğunu bildiğimden beri son 5 yıldır elimden geldiğince sıradan yaşamaya çalışıyorum ve daha kötü bir şeyin farkına vardığımdan beri güzel işler takdir edilecek şeyler yapmıyorum yapabilsem bile: Demek ki neymiş? Sen karşında ki insanın gözünde seni gördüğü kadarsın aslında, “sana kendi için de kendi kafasında gözünde neyi yakıştırırsa sen osun aslında onun için.” Kişisel olarak istersen “işe yaramazın biri ol.” İstersen son derece “her alanda prof biri ol.” Bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Bu konu pek kimseninkabul etmediği hoşlanmadığı acı bir gerçekler kavramlarından biri. Fakat herkes bunu yapıyor hepimiz bunu yapıyoruz ister istemez. Yani sen aslında kimin gözünde hangi kalıba koyulursan onun dışında hiçbir şey değilsin, düzeltmek için onarmak için istediğin çabayı göster sen o kadarsın. Fakat bu acı durumun üzerine kişisel olarak “bence” bir çıkış yolu ararsanız; artık bunun farkına vardığınıza göre kabullendiğinize göre bu kavramın zıttına doğru yürüyün her zaman, o zaman kendi içinizde rahatlığa erişebileceksiniz.

6 Şubat 2016 Cumartesi

Süzgeç-Kalıp

Yaşadığımız, yani içinde bulunduğumuz çağın en büyük onarımların'dan biri artık herkesin her şeyi bilme kavramının doğması, artık herkesin her şeye erişebilme avantajı. Tabi ki de hiç fark etmediğimiz bir şekilde oldu.

Bunlar beynimiz ile, kendi kendimize kendi irademiz ile olması gerekirken, başkalarının dayatması; dayatmadan kastım ortaya sunduğu teknolojik nesneler ile bize en güzel imkanlar sağladıklarını sanmamızı sağladılar. Ve de bizi kendi içimize kendi düşüncemize dönmek yerine aksine onlardan bizi uzaklaştırmak ve her şeyi onların bize sunduğu şeyler açısından onların dayatmasından güzel bir renk haline getirerek bunu bir çeşit minnettarlık üzerine sundular. Bunun en kötü durumlarından biri de doğallıktan hallice insan beynine önceden bir şey koymak, o şeyi bilmesi ya da bilmemesi önemli değil. Onu yönetmek onun düşüncelerini dondurmak adına ona hazır kalıplar yerleştirmek oldu. Bunun en kötü tarafı da çağımızın kötücü duygusuna yer vermek oldu, yani ön yargı kalıpları oluştu.

Biz her şeye rahatça erişebildiğimiz ve eriştiğimiz her ne ise onu bilmeden "o" sandığımız hazıra yattığımız için haliyle her şey hakkında bilgi fikir sahibi olduğumuz için bir donanıma kavuştuğumuzu sandık.
Ve çevremizdeki her şeye kalıplar giydirmeye başladık onları en detaylı bir şekilde incelemek yerine, yüzeysel bakarak onları “bildik” sandık. En önemlisi ise canlılara, insanlara karşı isteklerimiz çerçevesinde bir süzgeç yarattık beynimizde, herkese her şeye karşı farklı farklı tane tane süzgeçler yarattık, ön yargı süzgeci.

O süzgeçlerin çevresine condoma benzer kalıp çeşitleri giydirdik bunlar bizim isteklerimizdi, süzgecin ince deliklerini oluşturan teller ise bizim kafamıza bizim kontrolümüz dışında belirli bir konu bir nesne ya da bir canlıya karşı bir şey düşünmemişken “tamda sırası” deyimi ile eriştiklerimizi bilmediklerimizin yerine koyduk ve o ince küçük delikli teller onlardan oluştu. Sonra hayatımıza giren her ne olursa olsun canlı cansız her şeyi önce o süzgeçten geçirmeye çalıştık ve tabi süzgecin dışına giydirdiğimiz kalıplar çerçevesinin dahilinde. Böylelikle her şeye karşı böyle hareket etmeye tepki vermeye başladık.