23 Mart 2016 Çarşamba

Varsaydım.


Meselalar görüyorum
Mesela kucağımda kitap okuyorsun
İyice dalmışsın beni unutmuşsun
Üzerimde o kadar huzurlusun ki
Kuşkusuz rahatlık çekiyorsun
Demiştim ya beni unutmuşsun
İşte ben o an seni izliyorum keyifle
İşaret parmağını küçük kedi dudaklarına götürüşünü
Küçük parmaklarınla dalgın dalgın sayfayı çevirişini
Sonra elini tekrardan bacağıma koyuşunu
Yeni sayfaya geçtiğin için nefes alıp kitabın içine yeniden dalışını
İşin ironisi ise biz bu kitabı beraber okuyoruz
Bunun için kucağımdasın, uzanıyoruz zaten
Bunun dışında rahatsız edilmek istemezsin kitap okurken bilirim
Fakat üzgünüm sevdiceğim
Beraber okuduğumuz kitabı okumaya başladığımız vakit
Ben o an seni okumaya başlıyorum
Bu güzel fırsattan istifade
Senden gizli kitabın özetini çıkartıyorum
Böyle numaralar çevirecek adam değildim
Fakat sen olunca yapıyordum işte
Ne gurur ne prensip ne ayıp ne de kayıp

22 Mart 2016 Salı

Filtreli Kaçış

Bir çeşit arınma yoluydu bu

Kedinin yaralarını yalaması gibi

Baca temizliği mesela

Yürümek mesela

Uyumak mesela en güzel kaçış yoludur

Kaçmak bile değil

Yattığın yerden dondurmak her şeyi

Bu filtrelerin bir sonucu vardı elbet

Sonuç. Her şey olduğu gibi aynı

Mesele değişim değildi

Mesela anlık kaçıştı

İşinden kaçış

Dışarıdaki seslerden kaçış

İçindeki dilsiz çığlıktan

Beynindeki kemirgen seslerden

Şarkılardaki iğneleyici anılardan

En kötüsü de karşına bir anda çıkan

Acı gerçek duvarlarından kaçış

15 Mart 2016 Salı

Yeni papatya zamanı.

Telefonu çaldı. Halbuki dün bu kadar erken saate alarm kurmadı. Hatta alarm bile kurmadı. Kalktı. Telefona bakar bakmaz anladı. “Ah be Samatya. 5 yıl mı oldu şimdi? Yoksa 55 yıl mı? Neyse “sayma hiçbir zaman” demiştin; istikamet Bülbüldere mezarlığı.” dedi kendi kendine. Ve geleneğini yerine getirmek için kalktı yatağından. Banyoya girdi 5 dakika kısa bir duş aldı soğuk suyun altında bekledi, kurulandı. Aynanın karşısına geçti. Sakallarını kesti. Vazodaki dolu papatyalardan bir demet aldı defterinin arasına koydu. Mezarlığın yolunu tuttu. Nefret ediyordu bu yoldan. Sevdiği kadına kavuşacağı için gıkını çıkartmıyordu dışından. Motorundan indi. Çantasını yanına aldı, mezarına 100 metre vardı göz yaşları aktı. Adımlarını yavaşlattı, hızlı hızlı göz yaşlarını durdurmaya başladı. Mezarın başına bu şekilde oturmak istemiyordu. Kontrol etti kendini sonunda. Oturdu köşesine toprağı okşayarak “merhaba güzel gözlüm” dedi gülerek sevgi gösterisinde bulundu. “Nasıl gidiyor uykun? Rahatsız değilsin dimi? Bende iyiyim, iyi bakıyorum kendime her şey aynı sevdiceğim. ” dedi. Çantasını dizine koydu içindeki defteri ve kitabı çıkarttı. Mezarlığın üzerinde yüzlerce kurumuş papatya vardı. Buraya her geldiğinde ona yazdığı defterin içindeki önceden koyduğu papatyayı yine her zamanki gibi attı mezarına kuruyan papatyayı attı üzerine, yeni papatyayı koydu defterin arasına bir sonraki ziyaretine kadar defterin arasında kalacaktı yeni papatya, yenilenmek adına. Defterinden o hayatta yokken neler yaptığını; ona hitaben neler yaptığını yazardı ve her ziyaretinde ona okumaya gelirdi. Ha birde Cemal Süreya’dan bir şiir. Bazende kendi yazdığı şiirleri okurdu. Bunları tekrar etmeye başladı. 

8 Mart 2016 Salı

Huzura bulanalım.

Kafamı omzuna koydum.
Yeryüzünün en keyifli seyahati için yerimi almış gibiyim.
Senin başın benim göğsümde çok güzel duruyordu.
En güzel uykuna orada dalıyorsun.
Başım omzunda iken
Burnumun ucuna bir tutam eklerim saçlarından.
Narkoz etkisi yapardı kokusu kafamda.
Unutuveriyordum her şeyi.
Hadi! Kalk. Yedi Göllere yerleşelim.
Yeter artık 38'e dayandı merdiven.
Koyun misali okul okuduk.
Köpek misali çalıştık didindik.
Kedi gibi seyahatler ettik.
Şimdi koala olma vakti.
Belki bir sahil kasabası.
Belki de bir orman evi.
İkisinin de anlamı güzelliği
Senin varlığını hissettikçe güzel. 

2 Mart 2016 Çarşamba

Çığlık çığlığa sessizlik.

Sessizlik.. Sessizliği dinlemek diye bir kavram var ne kadar avam bir tabir. Sessizliğiniz en büyük çıkış yolunuz aslında, dış dünyada ki sessizlik değil. Kulağınızın beyninizin içindeki sessizlikten bahsediyorum. Bir ses geliyor aslında. Henüz dünyada tanımı olmayan bir ses, tanımı olmadığı için açıklayamıyorum. Fakat en derin sessizliğinizin içindeki ses aslında size hakikati öğreten varoluşunuzu ve yaşamın bir çok çizgisini fark ettiren bir ses bu. Dış dünyadan koptuğunuz vakittir aslında. Sessizliğin içindeki sesi anlamaya başladığınız vakit delirme aşamasına hoş gelmiş oluyorsunuz. Ve bütün bu girdiğiniz durumların hiçbir açıklaması tanımı kalıbı benzeri olmadığı için hiç kimseye hiçbir yere aktaramıyorsunuz içinde bulunduğunuz durum ile birlikte öylece kalıyorsunuz. Burada ise acı gerçek kavramını durumunuzdan ötürü yavaş yavaş sindirme eylemine geçiyorsunuz. Üzgünüm. İyi bir şey fakat her şeyin bir bedeli olduğu gibi bu durumunda başlıca bedeli bu.