Bu rutubet kokan pencerenin, beyaz halinden küflenmiş siyaha dönen ahşap panjurlarını görmek iç açıcı olmasa gerek. Fakat asıl heves veren ve bu duruma katlanmamı sağlayan şey benim hayata böylesine bir pencereden bakmamı sağlayan bir umut tanesi. Her ne kadar güneşte ki aydınlık ışığının odama girmesini kalın perdem ile engellesem bile ve pencere ile içli dışlı olmasam bile, kafamı oradan çıkartıp her baktığımda insanları unutup tabiatın yüceliğini günün akşam üstü vakitlerinde hafif esen rüzgarını içime çekip etrafı kısa bir süreliğine izlemek içimde ki küçük umut tanesinin yeşermesine sebep oluyor.. Merak etmiyor değilim, o pencereden kafamı çıkartmak yerine çürümeye ramak kalan bedenimin ne zaman oradan geçeceğini, bu yaşama insanlara katlanma evresinin ne zaman nasıl bir şekilde son bulacağını merak ediyorum. O gün gelene kadar içimde ki toz halinde de olsa küçük umut tanesini gizli gizli beslemeye çalışacağım. Avarelik ile geçen yaşamımın büyük bir kısmının değişeceğini umuyorum. Bunun için önüme tahtadan basamaklar yapıp çiviler çakıyorum. Adımlarımı gelişen acı olaylarına göre değil; “olduysa bir daha olmaz” düşüncesine göre atıyorum... Biri geldi ve elime bir el feneri sıkıştırdı. Bana içimde ki küçücük umut tanesi ile eş değer miktarda bir ışık gösterdi, boyutsal uzaklıklarda. Yaşadığım iğrençlik ötesi karanlık durumumdan ayağı kalkıp bana gösterdiği ışığa doğru yürüyorum. Ona ulaşmak için iyi basamaklar kurup iyi adımlar atacağımı biliyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Gereksiz eleştiri gizli hayranlıktır çekememezliktir.