8 Ocak 2016 Cuma

s218

“Neden beni sevmek istemiyor artık? Beni her gün her gün öldüren de bu. Ayrılık kararını pek sorgulamamıştım. Fakat ben kendi kendime binlerce neden yarattım onun adına, sayfaları eskimiş defterler de “belki de böyle düşünerek bitirmek istemiştir” başlıklı binlerce yazı yazdım kendimi avutmak adına. (Kişisel olarak yazmam gereken tonlarca şey var iken, yazımı 3 aydır geciktirdiğim beni hala bekleyen dergiler var iken, yayın evinin teklifi üzerine kitabımın basım kararını henüz almamış iken üstelik.. Fakat hepsi bir anda dondu, dünya da keza. Zaman. Ses. Hareket… Ve bir anda kendinizi soğuk duşun altında hıçkırarak ağlarken buluyorsunuz. Gece uykularınızdan ağlayarak uyanmak? Geceleri yatağınızın içinde ağlar iken ses gitmesin diye yastık ile yüzünüzü boğma evreleri? Ve daha niceleri. Hiç inandırıcı gelmezdi değil mi? Çünkü bunları sadece filmlerde görürsünüz kulaktan duyma söylentilerden bilirdiniz bunları, bende öyle idim. Fakat başına gelmeden bilemiyorsun.) Bilmem. Onlardan biri tutacak ama hangisi, beni acılar boşluğuna sürükleyen en can alıcı meçhul bu işte. Sevdi evet, hemde çok sevdi, en güzel o sevdi en kusursuz o sevdi. Ama neden istemedi artık. Ben başka biri olma ihtimallerini düşündükçe kendimi öldürmekten başka yapabileceğim bir şey olmadığını fark ettim. Yükseklik korkumu yendim. Her gün daha yüksek bir bina da daha yüksek bir tepe de buldum kendimi ve hep bir umut ile geri indim aşağı. Ama en güzeli de Galata Kulesine yakışacaktı bu intihar. Çünkü beraberliğimiz de her zaman en güzel şahit o kule idi en yakınımız o idi her zaman. Hal böyle iken başlangıçtan beri yanımızda olan kulenin, bitirme aşamasında ondan yardım alarak bu intiharı onun ile süsleye-bilirim belki… Neler yapmaya çalıştığını çok iyi anlıyorum onun, en kötüsü de bu ya. Maalesef çok iyi anlıyorum yapmaya çalıştığı şeyleri benim için olan adımlarını. Bana karşı beyninden çıkan ilk düşünceyi nasıl harmanladığını sezebiliyorum… Toparlanıyorum -çalışıyorum. Fakat!  ‘öyle yada böyle her ne şekilde ne konumda olursak olalım ilerisi için de şimdi de eskisi için de, ne olursa olsun şu kaburgamın içinde varlığını hala sürdüren umut tanesinin güzelliğini öldürmeye yetmiyor hiçbir şey. Ve bu yıkım girişimlerine karşı toz olup buhar olmuyorsa hala.’ Demek ki gerçekliğini olabilirliğini belli ediyor, zaman önemli değil, istek önemli maalesef istek..” Dedim. Feridun abi karşımda dona kalmış bir vaziyette göz yaşı döküyordu. “Mete? Bu Samatya’ya yazdığın kaçıncı mektup evladım” dedi. Bu sefer ki okuduğumdan bir hayli etkilenmişti sanırım. Nefesi ağırlaşmıştı. “Boş ver abicim, sayısının ne önemi var, o şimdi başkasına gülüyorken?” Dedim ve kağıdı çantama koydum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gereksiz eleştiri gizli hayranlıktır çekememezliktir.