Telefonun sesiyle uyandım. Arayan Samatya, uykulu bir ses tonu ile açtım telefonu “efendim güzel gözlüm” diyerek. Samatya’nın sesi kötü geliyordu, “gelsene bana, çay içeriz konuşuruz biraz “ dedi. Yataktan doğruldum “Peki geliyorum” dedim, yine akşamdan kalma kıyafetlerimle yatmışım kim bilir nasıl bir gece geçirmişim değil mi, kim bilir… Tam kapıdan çıkarken telefon bir daha çaldı, Samatya gelirken bir şey isteyecek galiba diyerek çıkarttım cebimden. Psikologum arıyordu. Açtım.
“İyi günler, Dilara hanım nasılsın bu gün” diyerek açtım telefonu. Sakin huzur veren sesiyle; “İyiyim sağol, sana da iyi günler” dedi. Ardından devam etti hiç kesmeden konuşmasını;” Yahu şunun için aradım seni, ne yaptın unutkanlığını? Bir görün demiştim ne olur ne olmaz diye” dedi. “Ha unutmuşum ya kusura bakma, giderim bir ara” dedim. Çünkü uzatmak istemiyordum Samatya’ya geç kalıyordum, “Sana kalsa gitmezsin, yaz şu numarayı benim nörolog bir tanıdığım var sana randevu ayarladım bu gün, hemen şimdi git seni bekliyor” dedi. Bir şey demeden kapattı, Samatya’yı aradım” Sevgilim ben biraz gecikicem akşam uğrarım sana, bu psikolog bozuntusu bana nörolog bir arkadaşına randevu ayarlamış gitmem lazım” dedim, mahçub bir ses ile, “Ha yok git git iyi olur hatta sürekli erteliyorsun şu unutkanlık mevzusunu akşam görüşürüz” dedi kapattı. Hala kötü geliyordu sesi… Prof. Dr. Elmas Yıldız yazıyordu beyaz kapının üstünde ki kağıtta, bu olmalıydı ki kapıyı çaldım girdim. “Merhaba beni Dilara hanım yönlendirdi size haberiniz varmış sanırım” diyerek selamladım. “Hayır Dilarayı tanırım yakın arkadaşım fakat haberim yok” dedi, psikoloğumun güzel oyununa hoş geldim. “Neyse buyurun oturun” diyerek arkadaşını kırmak istemedi beni kabul etti, “Şikayetiniz nedir?” diye sordu. “Aşırı derece de unutkanlık” dedim, “Nasıl yani, mesela örneklendirir misiniz?” diyerek anlaması için yardım istedi.
“Mesela şöyle bir örnek üzerinden gideyim; ben böbrek hastasıyım. Bundan 1 ay önce hastaneye yattım küçük bir enfeksiyon kaptım 1 hafta yatacaktım, yattığım günler sırasında çok garip unutkanlıklar yaşadım. Mesela tuvalete giderdim, serum şişesine idrarımı boşaltmam lazımdı her gün, onu orada ölçerdim ve ölçtüğüm sayıyı kağıda yazmam gerekirdi ne kadar miktarda idrar çıkıyor diye doktorun bana verdiği bir tedavi şekliydi bu. Ben seruma idrarımı boşaltırdım bakardım kaç cc gelmiş örnek: 300cc bunu aklımda tutardım ve idrarı şişenin içinden boşaltırdım şişenin içini yıkardım lavabonun önüne koyardım ellerimi yıkardım ve şişeyi almadan çıkardım? Daha ironik tarafı ise hiç bir şey olmamış gibi yatağıma yatmaya devam ederdim idrar miktarını ölçtüğüm rakamı da unuturdum onun yanı sıra o amaçla tuvalete gittiğimi de unuturdum? bunu 3 gün üst üste hiç abartısız yaptım ve oda arkadaşlarıma artık dalga konusu oldum bak yine unutmuş elinde şişesi yok diye gülerlerdi ben gerçekten bu durumumdan iyice korkmaya başladım ve oda arkadaşlarıma onlarda ciddiye almasın diye şaka yaptığımı 1 kez olur 2. kez şaka olur dedim ve dalga konusunu ilerletmeye çalıştım.” Yüzüme soru işareti mimiğini ekleyerek doktorun yüzüne doğru baktım.
“Hımm anladım” dedi. “Kusura bakmayın klişe unutkanlıklarla örnek vermek istemedim bu tür şeyler oluyorsa klişeleri siz türetirsiniz aklınızdan” dedim. Saçma ismini telaffuz edemediğim bir tanı koydu, bir de ilaç verdi. “Bir şey sorabilir miyim dedim” “Tabi buyurun” dedi. “Bu ciddi bir durum mu? Yani benim işim gereği çok korkutuyor bu hastalık beni, benim daha yazmam gereken 5 ayrı kitap var ve ben daha 3. kitabımın ortasındayım” dedim ve beklediğim korktuğum her yerde karşıma çıkan bu cevabı verdi bana, böylesine akıllı bir prof. doktordan böyle bir karşılık beklemezdim fakat oda yaptı bunu ”Hımm, demek yazarsınız” dedi. “Hayır yazar değilim” dedim. “E ama kitap yazanlar yazardır” dedi ve kırılma noktama bastı… Sert bir cevap vermem için yani diyeceklerimin ciddi olması için ismiyle hitap ederek cevap verecektim fakat ismini unutmuştum. Hemen etrafıma bakındım masanın önünde ki çerçeveli resmi gördüm, bir kadın elinde küçük bir çocuk, muhtemelen kızı çizmiş olmalı ki masasının baş ucuna koymuş. Resmin üzerinde; Yeliz ve Elmas yazıyordu, ismini öğrendiğime göre hemen çıkışlı bir ses tonu ile “Bakın Elmas hanım. Ben yazar değilim. Olamam zaten. Yazarlık çok zor bir mertebedir. Sizin düşünceniz ile her 3 5 satır bir şeyler yazan, güzel şiirler sözler yazan her kese yazar-şair denseydi vay memleketin haline o zaman hanım efendi lütfen o düşünceyi aklınızdan çıkartın, sizin gibi kültürlü bir profesörden hiç beklemediğim bir karışılık bu” dedim. Şaşırdı hiç bir şey anlamadı belli ki hiç bir yerde duymamış rastlamamış bu tür şeylere, belki de oda edebiyatı okullarda ki derslerde işlenen Türk Edebiyatı olarak görüyordur belki de o kesimdendir neyse ne. “Peki anladım. Mesleğiniz nedir acaba?” diye sordu.” Konu benim mesleğim değil kusura bakmayın. İyi günler.” dedim ve reçeteyi alıp çıktım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Gereksiz eleştiri gizli hayranlıktır çekememezliktir.